11.9.15

gertrud

hermann hesse

yaşamımın en mutsuz günlerini en şenlikli günlerine değişmezdim. bir insanın yaşamında önemli olan, önüne geçilemeyecek şeyi bilinçlilikle sineye çekmekse; iyinin de, kötünün de gereği gibi tadını çıkarmak ve dış yazgıdan ayrı içte daha gerçek, rastlantı karakteri taşımayan bir yazgıyı ele geçirmekse eğer, kendi yaşamım için yoksun ve kötüydü denemez.

tutku her zaman bir bilmecedir. kesin olan bir şey varsa, yaşamın en güzel evlatlarını kollayıp gözetmediği, çokluk en seçkin insanların başkaları dururken kendilerini mahvedecek kişiyi sevmeden duramayışıdır.

insanlar farklıdır birbirinden. doğruyu söylemeniz bazılarını çileden çıkarır, bazıları da boş sözlere katlanamaz.

bir sanatçı, filisterlerin deyimiyle kabına sığamadığı için zaman zaman sanat eserleri yaratıp ortaya koyan şen şakrak biri değil, işe yaramaz bir zenginlik altında havasızlıktan boğulup giden, dolayısıyla söz konusu zenginliğin birazını insanlara buyur eden bir zavallıdır. şen şakrak mozart şampanyayla ayakta durabilmiş; buna karşılık karnını doyuracak ekmek bulamamıştır. beri yandan beethoven'ın neden genç yaşta hayatına son vermeyip o eşsiz güzellikteki eserleri bestelediğini bilene aşk olsun. dürüst bir sanatçıyı yaşamda bekleyen, mutsuz olmaktır. karnı acıkıp da azık torbasını açtı mı, içinde bulup bulacağı inci boncuktur sadece!

gençlik bencillikle son bulur; ihtiyarlık başkaları için yaşamakla başlar.

kimse çocuk sahibi olmak için evlenmez. ama çocuk sahibi oldu mu, çocuklar değiştirir kendisini ve sonunda görüp anlar ki, her şey çocuklar içindir.

insan başkaları için yaşadı mı, yalnızca kendisi için yaşadığından daha çok memnun kalır halinden.

en olumlu yaşlılar, canla başla işe sarılan gençlerden çıkar, daha okul sıralarında dedeler gibi davrananlardan değil.

insanın yaşamı derin ve kasvetli bir gece gibi geliyor bana; ancak yer yer çakan şimşeklerin katlanılır kıldığı bir gece; şimşeklerin ansızın baş gösteren aydınlığı insanın içine öylesine su serpiyor, öylesine bir harikuladelik içeriyor ki, bir iki saniye içinde kaybolup gitse bile yılların karanlığını silip atıyor ve bağışlatıyor.

karanlık, avuntudan yoksun zulmet günlük yaşamımızın tüyler ürpertici kısır döngüsüdür.

düşünme denen şeyin çilesini çekmeyenler sabahleyin yataktan kalkmayı kıvançla karşılar, yiyip içecek olmasına sevinir, yeterli bulur bunları, durumun başka türlü olmasını istemez.

genellikle en güç ele geçirdiği şeyi insan hepsinden çok baş tacı ediyor.

bir kimse nasılsa, nasıl olması gerekiyorsa öyledir, öyle konuşur; herkesin birbirine bu gözle bakması gerekir.

topu topu iki bilgelik vardır, onun dışındakiler boşboğazlıktan başka bir şey değildir: dünya budistlerin ve hristiyanların söylediği gibi ya kötü ve rezil bir şeydir; o zaman insana düşen, çilecilik yolunu izleyip her şeyden el etek çekmek; sanırım pek memnun bir yaşam sürülebilir bu durumda; çilecilerin yaşamı hiç de sanıldığı gibi zor değildir. ya da dünya ve yaşam iyi ve güzeldir; o zaman da insana düşen tek şey vardır: oyunbozanlık etmemek, sonra da işi bitince kalp huzuruyla ölmek.