8.3.15

diri gömülen

sadık hidayet

herkes çocuğun mutlu olduğunu zanneder.

hayır, hiç kimse intihar kararına varmaz. intihar bazılarında birlikte bulunur. onların yaradılışında mevcuttur ve onun elinden kaçamazlar. işte bu alınyazısının hakimiyet gücü vardır. insana hükmeder.

itibarsızlık yüz sopadan daha kötüdür.

dünya, tüm insanlar, gözümde bir oyuncak, bir rezillik, boş ve anlamsız bir şeydir. uyumak, bir daha uyanmamak istiyorum, rüya görmek de istemiyorum. oysa bütün insanlarca intihar, çok acayip ve tuhaf bir şey olduğu için kendimi adamakıllı hasta etmek, ölecek hale gelip bitkinleşmek istiyordum. herkes esrar içtiğimi duyduktan sonra "hastalanıp öldü" desinler istiyordum.

köpek işemekle deniz murdar olmaz.

aydınlığın verdiği ışığı doğal olarak görüyorum. esrarda ise aynı aydınlığı büyük kristal avizelerin taşlarından türlü renklere dönüşen ışıklar halinde görüyorum. bu durumda, insanın aklına gelen basit ve hoş hayaller, aynı zamanda büyüleyici ve şaşırtıcı olur. her geçici ve beyhude hayal, aldatıcı ve görkemli bir şekle bürünür. eğer manzara ve görüntü insanın aklından geçerse, ölçüsüz bir şekilde büyür. feza şişer, zamanın akıp gitmesi hissedilemez olur.

göz görünce gönül çok şey ister.

artık ne arzum kaldı ne de kinim. içimdeki insanı yitirdim. kaybolsun diye de bir yere bırakıverdim. hayatta insan ya melek olmalı ya doğru dürüst insan ya da hayvan. ben onlardan hiçbiri olmadım. hayatım ebediyen kayboldu. ben bencil, acemi ve zavallı olarak dünyaya gelmişim. şimdi artık geri dönüp başka bir yolu seçmem imkansız. bundan böyle bu anlamsız gölgelerin peşinden gidemem. yaşamla yaka paça olamam, güreş tutamam. sizler, gerçekte yaşadığınızı zannediyorsunuz. elinizde hangi sağlam kanıt ve mantık var? ben artık ne bağışlamak, ne bağışlanmak, ne sola ne de sağa gitmek istiyorum. gözlerimi geleceğe kapayıp geçmişi unutmak istiyorum.

hiç kimse anlayamaz. hiç kimse anlamayacak.