23.03.2008

insan, yazar, kitap

ahmet oktay

uyumlu insan, belirli tarihsel koşullarda, uyumsuz insandan çok daha tehlikelidir. büyük zalimler, iktidarlarını bu tür normallerin sayesinde kurabiliyor ancak.

yaşamımızın gerçekliği değil, romanın gerçekliği: yazarlığın gizi burdadır.

çağdaş, gitgide karanlıklaştığı sanılan geçmişin derinliğinden ışığı giderek büyüyen bir kuyruklu yıldız gibi bize doğru gelendir. gündeliğin parıltısıyla taçlandırılmış bazı şair ve yazarlar ise, ters orantılı olarak, hızla zamanın her şeyi yutan kara deliğine doğru sürüklenmektedir.

termodinamiğin ikinci yasası, evrende olasılığı en az olan durumdan olasılığı en yüksek olan duruma doğru bir gelişme olduğunu göstermekte ve en düzenli yapıların olasılığı en az, en düzensiz yapıların ise olasılığı en yüksek yapılar olduğunu belirtmektedir. norbert wiener'in benzetmesine başvurarak söylemek gerekirse, kalıplaşmış, yani düzenli nitelik kazanmış bulunan bildirişim kalıpları bilgi açısından hiçbir önem taşımazlar. örneğin "klişeleşmiş deyimler, büyük şiirlerden daha az aydınlatıcıdır." diyor wiener.

kitabofil, kitabı fetişçi bir tutumla değerlendiren koleksiyonerden farklıdır. kitabofil için içerik her şeyden önce gelir. o da tıpkı şair ve yazar gibi sözcüklerin büyülenmişidir. bu dünyayı anlamlandırmak, anlamak ister o da. kağıt, cilt, baskı tarihi ikincil düzeydedir. o, ilkin gözleriyle satırları okşar, onlarla hısımlık kurar. sonra gezdirir parmaklarını cildin ya da kapağın üzerinde.

niye bu çaba? dünya mı değişti bunları yazınca? okur, anlatmak istediğimi, anlattığımı sandığımı gerçekten anlayacak, kavrayacak mı? katıldığı ya da karşı çıktığı görüşlerimi nasıl öğreneceğim? kimi zaman, bir yazar bu soruların tümüne olumsuz anlamda yanıtlar verir. çünkü daha önce görmezden gelinmiş kitaplarını anımsamıştır. bu yüzden hiçbir umut beslemez. yine de daha parmaklarındaki sızı geçmeden yeni bir kitaba başlar. sait faik'i anımsayalım: tek satır yazmamaya yemin etmiştir; ama daha karşılaştığı ilk olayda koşup bakkaldan bir kalem alır: "yazmasam deli olacaktım" der.

yenilik, hemen her zaman kamu beğenisine, mevcut değerlere bir karşı çıkış demektir. insanlar rahatlarının bozulmasını, alışkanlıklarından vazgeçmeyi istemezler genellikle. yenilik, kamunun manevi dünyasına saldırıdır.

yahya kemal, "mısra haysiyetimdir" demiş ve şiire verdiği önemi göstermişti. bu sözü dönüştürerek "cümle yazarın onurudur." diyebiliriz.

yazıların içinde yapılan yolculuklar, aslında en benzersiz, tadına en doyulmayan gezilerdir. edebiyatın bir turisti olmak bile nice dünyalar açabilir kısır çekişmeler ve ekmek parası peşinde geçen yaşamlarımıza.

dil deneyleri zordur, risklidir. kumara benzer: yatırdığınızı bir anda yitirebilirsiniz. gelgelelim, bir yapıt kurmanın başka yolu da yok. şairi şaircikten ayıran, gözüpekliği, yitirmekten korkmamasıdır.

mizah her zaman acıya bitişiktir. bir komedyenin ya da bir karikatüristin kahkaha tufanları yaratan bir mimiğinin, bir çizgisinin bedeli, sanıldığından çok daha pahalıdır. gülmenin varoluş şartı ağlamadır çünkü. mutsuzluğun negatifidir gülme; acının panzehiridir. ama şurası kesin: acıyla ikizdir. her gerçek sanatçı, adına yaraşır her yaratıcı acıyla büyür ve acıyı tersine çevirmeyi başarır.