4.5.17

medya, devlet ve ulus

philip schlesinger

ayn rand: sosyalizm kederlidir.

edward peters: engin bir devlet gücünün, kaynakları seferber etme yeteneğinin ve fiilen sonsuz çeşitlilikte olan zor kullanma araçlarına sahip olmanın geçerli olduğu bir çağda, paradoksal bir şekilde, devlet siyasetlerinin birçoğu devletin iç ya da dış düşmanları karşısında aşırı dayanıksız olduğu anlayışına dayandırılmıştır.

paul wilkinson: hiçbir baskıcı devlet, üyeleri özellikle adam öldürme, işkence, zorla itiraf ettirme, açıklama yaptırma vb. metotlar konusunda eğitilen bir gizli polis aygıtından vazgeçemez.

pierre bourdieu: kültür yalnızca ortak bir kod ya da hatta sürekli yeniden ortaya çıkan sorunlar için hazırlanmış ortak bir yanıtlar kataloğu değildir; müziğin yazılmasında söz konusu olan şeyi andıran bir "icat etme sanatı" sayesinde özgül durumlara doğrudan doğruya uygulanabilir sonsuz sayıda tekil örüntülerin yaratıldığı, daha önce özümsenmiş ortak bir ana örüntüler dizisidir.

paul wilkinson: herhangi bir süre boyunca askeri yönetime başvuran, adına demokratik denilen hiçbir hükümet sürekli bir kamu desteğini hak etmez.

alberto melucci: kolektik kimlik, kendi eylemlerinin yönlendirilmesinin yanı sıra eylemlerinin cereyan ettiği fırsatlar ve kısıtlamalar alanıyla da ilgili olan, etkileşim içindeki birden fazla birey tarafından üretilmiş etkileşimsel ve müşterek bir tanımdır. kolektif kimlik oluşumu hassas bir süreçtir ve ardı arkası kesilmeyen bir yatırım gerektirir. kolektif kimlik, daha kurumsallaşmış toplumsal eylem biçimlerine benzer hale geldikçe örgütsel biçimler, bir formel kurallar sistemi ve önderlik örüntüleri halinde billurlaşabilir.

paul wilkinson: komplo teorileri toplumsal gerçekliğin hakkını çok nadiren verir.

claudio magris: kimlik, ucu daima açık olan bir arayışken, bir kimsenin kendi kökenlerini saplantılı bir şekilde savunması zaman zaman, başka koşullarda yerinden edilmeye isteyerek boyun eğmek kadar geriletici bir kölelik biçimi olabilir.

ernest gellner: medya, kendisine yedirilmekte olan bir düşünceyi aktarmaz. medyanın neyle beslendiği pek önemli değil: aktarılan belirli mesajlara özellikle neyin konulduğuna bakmaksızın ulusçuluk düşüncesinin nüvesini otomatik olarak doğuran bizzat medyadır; bir merkezden birçok kişiye yönelik soyut, merkezileşmiş iletişimin yaygınlığı ve önemidir. en önemli ve devamlı mesaj bizzat iletişim kanalı tarafından, böylesi medyaların modern hayatta edindikleri rol tarafından yaratılır. asıl mesaj, önemli olanın aktarımların dili ve üslubu olduğudur. gerçekte ne söylendiğinin pek az önemi vardır.

mary douglas: kamusal bellek toplumsal düzenin depolama sistemidir. kamusal bellek hakkında düşünmek, düşüncemizin koşulları hakkında düşünmek kadar bize yakın bir şeydir.

eric hobsbawm: dolaysız olarak şiddet, trafik kazası biçiminde her yerde mevcuttur; rastgele, niyetlenilmemiş, kurbanlarının çoğu tarafından öngörülemez ve denetlenemez tarzda. dolaylı olarak, kitle iletişim araçlarının ve eğlence programlarının her yerinde mevcuttur. hatta daha uzak bir şekilde, hem içinde yaşadığımız çağın geniş, somut olarak tahayyül edilemez kitlesel afetlerinin hem de fiziksel şiddetin yaygın olduğu ve muhtemelen giderek arttığı toplumsal kesimlerin ve durumların varlığının farkındayızdır. sükun ve şiddet birlikte var olmaktadır.