1.5.16

adalet nedir?

pierre-joseph proudhon

1. insan, sahip olduğu akıl sayesinde, saygınlığını kendi kişiliğinde olduğu gibi benzerinin kişiliğinde hissetme ve hem birey hem de tür olarak kendini gösterme yetisine sahiptir.

2. adalet, bu yetinin ürünüdür. bu, savunulmasının bizi tehlikeye sürüklemesine rağmen insanlık onurunun, içinde uzlaşmış olarak bulunduğu herhangi bir insanda ve herhangi bir durumda kendiliğinden hissedilen ve karşılıklı güvence altına alınan saygıdır.

3. bu saygı, bu saygıyı dinle dolduran barbarlarda en alt derecededir; adaleti kendi için gerçekleştiren uygar insan ise güçlenir, gelişir ve her türlü kişisel yarardan ve dinsel düşünüşten kurtulur.

4. bu şekilde tüm koşulları eşdeğer ve dayanışık hale getiren, insanı ve insanlığı özdeşleştiren adalet, insanın ilkesi ve amacı olan yüce mutluluğa potansiyel olarak uygundur.

adalet zorunludur ve yadsınması çelişkiye neden olur. eğer adalet insanlıkta doğuştan değilse, insan toplumunun gelenekleri olamaz; toplumsal durum, doğaya karşı olan bir durumdur.

adalet bir olguyu dile getirir: insanlar arasında yarar dayanışması olduğu gibi zıtlaşması da varsa, her zaman ve temel olarak yarardan daha yüksek olan saygınlık topluluğu vardır.

adalet, gizemsel ve fizyolojik her türlü unsurdan arınmıştır. tanrıların dininin yerine kendi kendimize saygı vardır; bir çeşit organik manyetizm olan hayvansal duygulanım yerine, özgürlüğümüzden ayrı tutmadığımız bir saygınlık olan türümüzün saygınlığından edindiğimiz coşkulu, insan dışı duygu vardır.

adalet yararın üstündedir. yakınımdakine kendim gibi saygı göstermeliyim; bu, bilincimin yasasıdır.

o halde adalet, ruhun bir yetisidir, hepsinin önündedir, toplumsal varlığı oluşturan bir yetidir. ama bir yetiden daha fazla bir şeydir; bir fikirdir, bir ilişkiyi, bir denklemi gösterir. yeti olarak gelişmeye uygundur, insanlığın eğitimini oluşturan bu gelişmedir. denklem olarak, çatışkısal hiçbir şey göstermez; her yasa gibi mutlak, değişmez ve yüksek düzeyde kavranılabilirdir. yapıları itibariyle belirsiz ve çelişkili olan toplumsal yaşamın olayları adalet aracılığıyla tanınır ve düzene kavuşurlar.