18.3.16

hayatın mucizeleri

stefan zweig

hiçbir şey insanı mutlu olmak kadar iyileştiremez ve bir başka insanı mutlu etmekten daha büyük mutluluk yoktur.

bazı insanlar aşk için doğmazlar; onlara sadece kutsal bir beklenti sağanağı çiçek açtırır; çünkü isteklerinin gerçekleşmesinin yaratacağı acı verici mutlulukları kaldırmak için fazla zayıftırlar.

erkeklerin şehveti kadınlarınki gibi değildir; ilkinde bu ateş daha başta, ilk olgunluk yıllarında yanar ama bazı genç kızlara ancak binlerce örtü altında ve binlerce farklı kılıkta ulaşır. kendini romantik bir heyecan ve mutlu bir hayal, kibir ve estetik zevk gibi gösterir ama bir gün gelir, bütün maskelerini atar ve onu gizleyen örtüleri yırtar.

birey daima fikirden güçlüdür; yeter ki kendisi olarak kalsın, kendi iradesiyle. tek bilmesi gereken, insan olduğu ve öyle kalmak istediğidir; o zaman çevresindeki laflar, bugünlerde insanları uyuşturmak için söylenen o laflar, vatan, görev, kahramanlık, bütün bunlar yalnızca leş gibi kan kokan, sıcak, canlı insan kanı kokan kelimelerdir.

insanlığın şu anda korkunç diye adlandırdığı her şey, bütün ülkelerdeki iradesi sağlam on kişiden oluşuyori ve bir başka on kişi de bunu yıkabilir. bir insan, yaşayan tek bir insan bu gücü reddettiği zaman onu öldürmüş olur. fakat olduğunuz yerde büzülüp "belki arada kaynarım" dediğiniz, boyun eğdiğiniz ve onları kalbinden vurmak yerine parmaklarının arasından kayıp geçmek istediğiniz sürece kölesiniz demektir; o zaman bütün bunlar müstehaktır size.

barbey d'aurevilly: genç kızlar acı çektiklerini asla söylemezler. kadınlar itaat etmek için yaratılmıştır. kuşkusuz kaderleri böyledir; bunu çok erken öğrenir ve buna o kadar az şaşırırlar ki, felaket gelip çatmışken onlar henüz böyle bir şey olmadığını söylerler.

doğa bizi yasalarındaki oranlara öyle bir bir alıştırmıştır ki, onun tecrübe edilmiş uyumundaki en küçük bir kayma bizi tiksindirir ve korkutur; dolayısıyla -değişmez bir haksızlık olarak- onu yaratanın her hatası, başarısız olmuş yaratıya karşı içimizde bir garez uyandırır. çünkü vahim bir biçimde bu nefreti ihmalkar ressamın yerine masum resme yöneltiriz. her sakat ve biçimsiz varlık kendi çilesinin üstüne bir de, acımasız bir şekilde eli yüzü düzgünlerin saklamayı beceremedikleri rahatsızlığına katlanmak zorundadır. böylece şaşı bir göz, tavşan dudak, yarık bir ağız, doğanın bir kerelik hatasından bir insanın gittikçe büyüyen acısına, bir ruhun kökü kazınamayacak felaketine dönüşür; daireler çizerek dönen yeryüzü adlı gezegenimizde anlam ve adalete inanmayı zorlaştıran iblisçe bir felakete.