23.5.14

doğu'da zaman

murathan mungan

her dönemin şimdisi, "zaman" olgusuyla kavramsallaştırılmış bir ilişkiye girer. geçmişi şimdide soğurmak da, geleceği biçimlemeye kalkışmak da bu ilişkinin bir parçasıdır. moda olgusunun varlığı, bu durumun histerisi üzerine kuruludur örneğin. bir sistem olarak moda, geçiciliği sabitler. insan doğasındaki değişim ve yenilik arzusunun sürekliliğine vurgu getirirken, şimdiki zamanı kendi aylasıyla kutsar. giysiler, eşyalar, nesneler bu kutsama ayininin vurgusu aşırı güncelleştirilmiş oyuncaklarıdır. bu imgeler ve araçlarla teçhizatlanmış bir toplumsal tahayyül, şimdiki zamanda yaşayanlara, tarihin en doğru zamanında yaşadığı duygusunu aşılamaya çalışır. bu dönemde yaşadığı için kişiye fazladan bir mutluluk payı oluşturmak, bu paketin önemli bir parçasıdır. "zamanı yakalamak" demek aynı zamanda modayı yakalamak demektir. reklam dünyasının "günü yakalayın" gibi sloganları, ömrün geçiciliğini, hayatın faniliğini varlığının derinlerinde bir yerde hisseden insanlara, dolaşım değeri olan "mal" üzerinden kendi hikayelerini kurmayı vaat eder; bu insanların içinde yaşadığı zamanın önemini bu mallar üzerinden işaretler. anlam üretimi, sistemin önemli egemenlik alanlarından biridir.

doğu'da zaman bir "kıymet" değildir. işaretlenmesi gereken bir şey değildir. doğulu toplumlarda çocukların doğum tarihlerinin bile aileleri tarafından kayıt altına alınmasına özen gösterilmediği bilinen bir gerçektir. erken yaşta ölenin adının kendinden sonrakine verildiği bir kültürde tarih, zaman ve diğerleri anonimdir. (kişinin doğum gününün kutlanması, bireyin ve bireyselleşmenin önemsendiği toplumların adeti olabilirdi elbet.)

doğu'da zaman, öldürülmesi gereken bir şeydir. anadolu'da herhangi bir kahveyi hıncahınç dolduran kalabalığa "ne yapıyorsunuz burada?" diye sorduğunuzda, alacağınız yanıt yalnızca ağız alışkanlığı yerleşmiş basmakalıp bir deyiş değil, aynı zamanda bir gerçekliktir. "vakit öldürüyoruz" derler. yalnızca işsiz ya da emekli oldukları için değildir vakti öldürülmesi gereken bir şey olarak görmeleri. vaktin kendisi öldürülecek bir şeydir zihnin işleyişinde. bir türlü geçmek bilmeyen, içi doldurulamayan, hep sıkıntısı duyulan, bir an önce öldürülüp kurtulunması gereken bir şey! zamanın durallığı, yaşamın işlerliğini de azaltır. hayatı kullanamadığınızda onu öldürmeye bakarsınız. kapalı toplumlar insanlarını çalıştırır; ama onlara hayatı kullandırtmazlar. çünkü bu alan geniş ölçüde hazzın, zevkin, öğrenmenin, gelişmenin, değişmenin olası tehlikelerini barındırır. dünyanın tekinsizliğini büyütür.

çoğu kez müzik, arkada ses olsun diye açılır/çalınır. kimse içiyle, içinin sessizliği ve boşluğuyla baş başa kalmak istemez çünkü. insan en çok içindeki boşluktan korkar. zamanın varlığını doldurmasına izin vermediği boşluktan.