12.11.11

sokak kızı

panait istrati

biz, türlü şekillerde bize benzeyeni severiz.

erkek! kadın sana arkadaş olabilse en iyi karıdan daha büyüktür, en şehvetli metresten daha eksiksizdir ve erkeğin erkeğe gösterebileceği dostluğu fersah fersah geride bırakır; çünkü kadın, bizi besleyen ve mutlu kılan toprak ana gibi çeşitli ve karışıktır.

insan kendini sakınmadan verdiği zaman bir şey kaybetmez.

kımıldayan bir yaprak, sallanan bir başak, boşluğu yırtan bir atmaca çığlığı, insana, yeryüzünde nasıl bir hiç olduğunu hissettirir.

zavallı ve görkemli gençlik! en olmayacak kararları hemen vermeyi ancak sen bilirsin. acı gerçek önünde gözlerini güzel güzel kapamayı da yalnız sen bilirsin.

yaşayacağına küçük bir umudu bulundukça insanın içi rahattır.

insanları da birlikte sevmeden ışığı sevemez kişi. bütün insanları değil. kimse onların hepsini birden sevmez. isa bile onları bu kadar ahmakça sevmiş değildir.

ister yoksul ol ister hali vakti yerinde, alnınızın terini silmek için bir an kendi haline terk ettiniz mi, hemen kederlenen bir dost kadar insanı hayattan iğrendiren bir şey olamaz.

insanın gönlünde bir sevda varken ölmek ne hazindir, ne acıdır!

vermek, vermek, vermek; işte hayatta en büyük mutluluk! özellikle zamanında, her şeyi zamanında vermek. kahkaha vermek, gözyaşı vermek.. heyecanları yaşamak, acıları yaşamak.. uçup giden mutluluk ışınını geçerken yakalamak, nemli gözler gülmenizi yalvarırken candan gülmek, sonra mutluluğa doymuş, kalbinizin bütün coşkunluğuyla ağlamak, ağlamak! bir süre ağlamak, sonra gülmek.

kadınların en iyisi, şefkat ve muhabbetten çok kaba kuvvete rağbet ediyor.

ne zaman ki bütün insanlığın derdiyle dertlenirsek, kendi olanaklarımıza göre bunu ifade edersek ve bencilliğimizin sebep olduğu kötülüklerle savaşırsak; ancak o zaman insan ve sanatçı olmaya başlarız. sanat, bizim kusurlarımıza karşı açılmış bir savaştır.

hayatın yüküne katlanmayı hiçbir şey cömertlik kadar mümkün kılmaz.

ah zavallı insanlar! keyfinize bakmaktan başka bir düşüncesi olmayan; okyanusun sonsuzluğundan ve hayatın büyüklüğünden habersiz, güneşten kavrulmayan, fırtınadan heyecanlanmayan zavallılar. zavallı insancıklar! en küçük bir aksilik, hiçliğinizi meydana vurmanıza yeter. saadetiniz gibi acınızda da korkaklık vardır. göklere kadar çıkan haz çığlıklarını bilmezsiniz siz. hiçbir iniltiniz cehennem kuyularına kadar inmez. anlamlı yüzlerden yoksun ve kendinizi tanıyamayacak kadar kör olan zavallılar, mutlu olunuz; ama acaba diyorum, bu sakınganlığınız bir beyin yarasından çok, bir kalp sakatlığından ileri gelmiyor mu? acıyorum size, insancıklar!