18.4.11

zadig

voltaire

güzellik için süs ne ise, zeka için hoşa gitme arzusu odur.

yaptığım bütün iyilikler her zaman benim için birer felaket kaynağı oldu ve ancak bahtsızlığın en korkunç uçurumlarına yuvarlanmak için büyüklüğün zirvesine çıktım. başkaları kadar kötü olsaydım onlar kadar mutlu olurdum.

tutkuların kuşkuya hiç yer bırakmayan işaretleri vardır. doğmakta olan ve karşı konulmaya çalışılan bir tutku kendini ele verir; tatmin edilmiş bir aşk gizlenmesini bilir.

insanlar hiçbir şey bilmeden her şeyi yargılıyorlar.

bahtsız insan, bir benzerine rastlayınca, ona doğru sürüklendiğini hisseder. mutlu bir insanın neşesi ona hakaret gibi gelir ama bahtsız iki insan, birbirlerine dayanarak fırtınaya karşı kendilerini güçlendiren iki zayıf ağaççık gibidirler.

bir masumu mahkum etmektense bir suçlunun serbest kalmasını göze almak yeğdir.

insan kendi kendine ne duyu ne de fikir verebilir; o hepsini dışardan alır; üzüntü de zevk de ona, varlığı gibi başka yerden gelir.

felaketler hep iyi insanların başına gelir. kötü insanlar her zaman mutsuzdur. yeryüzüne yayılmış, az sayıdaki hakbilir insanı sınamaya yararlar ve hiçbir kötülük yoktur ki ondan iyilik doğmasın.

yapılan hizmetler çoğunlukla bekleme salonunda kalırken, kuşkular yatak odasına kadar girer.

neredeyse doğarken ölüyoruz, varlığımız bir nokta, yaşam süremiz bir an, dünyamız bir atom. insan bir şeyler öğrenmeye, deneyim kazanmaya kalmadan ölüm kapıyı çalıyor.

bütün yaşamını severek ve düşünerek geçirmek, gerçek zekaların yaşamıdır.

ruh saf zekadır; bütün metafizik fikirlere ana karnında sahip olur ve oradan çıktığında çok iyi bildiği ve artık hiç öğrenemeyeceği şeyleri öğrenmek için okula gitmek zorunda kalır.