13.4.18

gustave flaubert

a. burak zeybek

gustave flaubert, 1821 yılında, rouen hastanesinin başcerrahı bir babayla, yine hekim kızı bir anneden, varlıklı bir ailenin içinde doğar.

ondan önce iki kardeşi ölmüştür ve kendisi de hayli zayıf doğan gustave'ın fazla yaşayacağına ihtimal verilmez. nitekim, senelerce bir parmağı ağzında oturur. ağabeyi çok parlaktır ve herkes ona hayrandır, gustave ise sartre'a göre o zamanlar ailenin geri zekalı evladıdır, o muameleyi görür.

üç yaşındayken, çok iyi arkadaşı olacak olan kız kardeşi caroline doğar. dört yaşındayken de ölümüne kadar yanında kalacak olan dadısı julie gelir: kendisine kol kanat gerecek ikinci kadındır julie. 
gustave, cerrah babasının saygısını kazanamasa da, muhteşem bir ana kuzusu olarak, kadınların duygusal dünyasına hükmetmeyi öğrenecektir. on bir yaşında ortaokula başlar. tarih ve edebiyatta çok iyidir.

duygusal hayatını derinden etkileyecek başlıca hadiselerden biri 1836 yılında başına gelir: ailesiyle tatile gittikleri trouville'de, kendisinden büyük ve evli bir kadın olan elisa schlesinger'le tanışır ve bu kadına delice âşık olur.

madam schlesinger o sırada yirmi altı yaşındadır. anıları okunduğunda nasıl etkilendiği anlaşılır. flaubert, hayli uzun bir bölümü buna ayırmış; hatta insana öyle geliyor ki, belki de bu kitabı bu aşkı ifade edebilmek için yazmıştır.

elisa'yla yaşadığı düş kırıklığı gustave için belirleyici olur. bundan sonra hiçbir kadına bütün duygularını teslim etmez.

sonradan şöyle diyecektir: "her birimizin kalbinde bir kraliyet odası vardır. ben, benimkinin kapısını ördüm ama yıkılmadı, duruyor."

kraliyet odasının kapısını örmüşse de misafir odasının kapısını ardına kadar açar gustave. yakışıklı bir delikanlı olduğu için kadınların da ilgisini çeker ve henüz on beş yaşındayken, annesinin hizmetçilerinden biriyle birlikte olur. kendi deyişiyle, "toparlanma"sı hayli çabuk olduğu için kadınlar onu pek beğenirler.

madam schlesinger ise duygusal eğitim'deki madam arnoux'ya esin kaynağı olacaktır.

flaubert'in okulla ilgili hisleri, bir noktada dayanılmaz olmuş olmalı ki, gustave bir yıl sonra isyan bayrağını çeker ve 1839 yılında, olay çıkardığı için ve itaatsizlikten ötürü, rouen lisesi'nden atılır. 1840'da tek başına olgunluk sınavını verir ve baba zoruyla olsa gerek, 1841 yılında paris'te hukuk fakültesine girer. ama doğal olarak flaubert'in ilgisini daha çok paris'in renkli hayatı çeker. sınıfta kalır.

1844 yılında ilk sara krizini geçirir ve önce rouen'a, oradan da aile evinin bulunduğu croisset'ye çekilir. sara hastalığı, flaubert'in hayatındaki belirleyici etkenlerden biridir. her ne kadar biz romanlarının çoğunu belki de bu inzivaya borçluysak da, hastalık flaubert için çilelidir: "her kriz, sinir sisteminin kanaması gibiydi. ruhum bedenimden kopuyor gibi oluyordu, korkunçtu."

alkol ve tütün yasaktır. kan alma, haplar, bitki çayları.. annesi, oğlunu iyileştirmek için her şeyi yapar ve üstündeki baskısını da gitgide artırır. ömrünün son 8 yılı hariç, annesi boğucu şekilde ona bakar ve seyahat projelerine varıncaya kadar bütün hayatını örgütler.

1846 yılı flaubert için ciddi bir dönüm noktasıdır. önce babası ölür. ondan iki ay sonraysa çok sevdiği kız kardeşi caroline yirmi bir yaşında ölür. ardında, kendisiyle aynı adı taşıyan kızını bırakmıştır. gustave, vasisi olur. gene aynı yıl, yakın arkadaşı alfred de poitevin evlenir. gustave, arkadaşına tepkisini şu normal sözlerle dile getirir: "anormal bir şey yapıyorsun."

bazı yorumculara göre, bu düş kırıklığını savmak için, yazar ve şair louise collet'yle çalkantılı bir ilişkiye atılır. louise kendisinden yaşça büyüktür. unutamadığı madam schlesinger'le benzerlikleri vardır. birlikte olmalarından sadece altı gün sonraysa kavgalar başlar: "çığlıklarına sahip ol! beni mahvediyorlar. ne yapmak istiyorsun? her şeyi bırakıp paris'te yaşamaya gidebilir miyim?"

louise, gustave'ın onu sürekli görmeden sevebilmesini anlayamaz. "eğer bir kadın olsaydım, âşık olarak kendimi istemezdim, o kesin. geçici bir heves olarak evet ama yakın bir ilişki için, hayır."

gene de 8 sene sürer bu ilişki, tutkuludur ama 1854 yılında, şu sözlerle sona erer: "aşk istiyorsun ve sana çiçek yollamadığım için yakınıyorsun, öyle mi? ah! ne de çiçek severim ya! kendine taze bir delikanlı bul, kibar hareketleri olan bir herif bul. ben, başına kıllar yapışık penisleriyle dişiyi parçalayan kaplanlar gibiyim."

son derece artistik.. flaubert seyahat etmeyi sever. hayal gücünü körükleyen egzotik yerler görmek ister. avrupa'dan başlar. 1845 yılında italya ve isviçre'ye gider. bunu britanya takip eder.

1848 yılında alfred de poitevin, 32 yaşında ölür. alfred'le ilgili duygularını flaubert on beş yıl sonra dile getirebilecektir: "hatta öyle sanıyorum ki hiç kimseyi (kadın ya da erkek) onun gibi sevmedim." otuz beş yıl sonraysa, anılarında baş köşeye oturacaktır alfred: "onu düşünmeden geçen bir gün bile yok."

flaubert 1849 yılında, ilk uzun eseri olan aziz antonius ve şeytan'ı arkadaşları louis bouilhet ve maxime du camp'a okur. sempatik arkadaşları ona eseri ateşe atmasını tavsiye ederler. ateşe atmasa da eseri çekmeceye kaldırır gustave ve uzun doğu yolculuğuna çıkar. 1849'la 1852 arasında sürecek bir yolculuktur bu: mısır'a, filistin'e, suriye'ye gider, dönüşte de konstantinopol'e ve italya'ya uğrar. gemi azıya aldığı ya da kendisini her anlamda doğu'ya teslim ettiği bir seyahat olur bu.

mısır'da fahişelerle ve plaj oğlanlarıyla birlikte olur. 1850 yılında da mısır'da frengiye yakalanır. cıva tedavisine başlar. neredeyse bütün saçlarını kaybeder, kilo alır. biri hariç, bütün dişleri dökülür. cıvadan ötürü, tükürüğü sürekli siyahtır.

1852 yılında, hayatla ilgili gene iyimser bir tarif verecektir: "hayat ne fena bir şey değil mi? üstünde çokça kıl olan bir çorba gibi. buna rağmen içmek gerekiyor."

madame bovary maratonu flaubert için 1851 senesinde başlar. o yıl, roman üstünde çalışmaya koyulur. kitabı tamamlaması 1856 yılını bulacaktır. 1857 yılında, romanın toplum ahlakına aykırı olduğu gerekçesiyle gustave'a dava açılır. gustave, usta bir avukat sayesinde davayı kazanacaktır. 

baudelaire ve lamartine kendisini tebrik ederler. bundan sonra da toplumsal başarı gelir. madame bovary'nin başarısından sonra gustave, toplumun kaymak tabakasıyla görüşmeye başlar. sadece şöhret sahibi yazarlarla, düşünürlerle değil, soylularla da içli dışlıdır artık. imparatoriçeye kamelyalar yollar, prenseslerin salonlarının müdavimi haline gelir.

bu şaşaalı hayat tarzının bir gereği olarak parasını çarçur eder. annesi, borçlarını kapatmak için mal mülk satmak zorunda kalacaktır. varlığını güvence altına almak isteyen gustave, her şeyini yeğeninin kocasının üstüne yapar. damat ne yazık ki iflas eder ve gustave meteliksiz kalarak çiftliğini de satar ve yeğeninin yanına sığınır. ömrünün son yılları kötü bir roman gibidir. yeğeniyle kocası onu aşağılar ve "tüketici" olarak adlandırırlar.

bouvard ve pécuchet'yi yazmaya başlar ama bitiremeden, beyin kanamasından ölür. son yıllarındaki tesellisi, evlatlığı guy de maupassant'ın başarısı ve emile zola'nın başını çektiği toplumsal gerçekçilik hayranlarının kendisine gösterdiği saygıdır. yalnız ve fakir olarak ölür.