5.2.19

yazmak

charles bukowski

yazmak uçmaktır benim için. ateşler yakmaktır. yazmak, ölümü sol cebimden çıkarıp duvara atıp tutmaktır.

yaşarken hepimiz farklı tuzaklara yakalanırız. kimse kaçamaz o tuzaklardan. bütün hayatını bir tuzakta yaşayanlar bile vardır. önemli olan, tuzağın tuzak olduğunu fark etmektir. fark edemiyorsan bitmişsin. ben tuzaklarımın çoğunu fark ettiğime inanıyorum. ve yazdım onlar hakkında.

insan sadece tuzaklar hakkında yazmaz elbette. başka şeyler de var. hayatın kendisi bir tuzaktır diyenler de çıkabilir. yazmak bir tuzak olabilir. kimi yazarlar geçmişte okurlarını memnun eden tarzda yazmayı sürdürürler. sonra da tükenirler. çoğu yazar yaratıcılığını bir süre sonra kaybeder. övgülere kapılır. yazar hakkında nihai kararı verecek yargıç kendidir. eleştirmenlerin, editörlerin, yayıncıların, okurların rüzgarına kapılmışsa işi bitmiştir. ün ve servet rüzgarına kapılmışsa hiç düşünmeden sifonu çekebilirsiniz.

her yeni dize bir başlangıçtır ve kendinden önce gelen dizelerden bağımsızdır. her dize ile baştan başlarız. ve o kadar da kutsal filan değildir. dünya yazarların yokluğuna kanalizasyon yokluğundan çok daha kolay katlanır. ve dünyanın bazı yerlerinde ikisinden de çok az var. ben kanalizasyonsuz yaşamayı yeğlerim elbette, ama ben hastayım.

yazmanın yapması gereken ilk şey kıçını kurtarmak olmalı. bunu yapıyorsa kendiliğinden lezzetli ve eğlendirici olur zaten.

bir başka yazarın tarzını seven yazar yok gibidir. ancak öldüklerinde ya da çoktan ölmüşlerse. yazarlar sadece kendi boklarını koklamaktan hoşlanırlar.

ölümü düşünmeyi başka yazarları düşünmeye yeğlerim. çok daha memnuniyet vericidir.

daktilo çamurda yürümektir. bilgisayar buz pateni. göz kamaştırıcı bir patlamadır. içinizde bir şey yoksa bunların önemi yoktur elbette. sonra o düzeltme olanakları, temizlik. lanet olsun, eskiden her şeyi iki kez yazardım. ilkinde yazmak için, ikincisinde pisliği temizlemek için. böylesi, zafere ve kurtuluşa tek koşu.

sabahın altısında ayakta yazan birinin mizah duygusu olamaz. bir şeylerin üstesinden gelmeye çalışıyordur.

sözü besleyen, hayattayken ölmeye karşı seni koruyan içgüdüsel şeyleri yaparak yazar olursun. herkes için farklıdır ve herkes için değişir. bir zamanlar içmekti benim için, delilik derecesinde içmek. dünyayı sivriltir, belirginleştirirdi. tehlikeyi severdim, kendimi tehlikeli durumlara sokmayı. erkeklerle. kadınlarla. arabalarla. kumarla. açlıkla. her şeyle. sözü besliyordu. otuz yıl sürdü. şimdi değişti. daha ince, daha görünmez bir şey şimdi aradığım. havadaki bir his. sarf edilmiş sözler, duyulmuş sözler. gözlemlenmiş şeyler. birkaç kadehe ihtiyaç duyuyorum hâlâ. ama nüanslar ve gölgeler ilgilendiriyor artık beni. söz, tam da bilincinde olmadığım bir yerden besleniyor. bu iyi bir şey. farklı tür bir bok yazıyorum şimdi. farkına varanlar var.

insanı yazmaktan alıkoyabilecek tek şey kendisidir. yazma isteğini gerçekten duyan kişi mutlaka yazar. reddedilme ve aşağılanma onu güçlendirir sadece. ve engellenişi ne kadar uzun sürerse o kadar güçlenir, barajda yükselen su gibi. yazmakla kaybedilecek hiçbir şey yoktur. uyurken parmaklarınızı güldürür, insanı kaplan gibi yürütür, gözlerini ateşleyip ölümle yüz yüze getirir. bir savaşçı gibi ölür, cehenneme şeref konuğu olursunuz. sözün kumarı. oyna, çevir çarkı. karanlıktaki palyaço ol. gülünçtür. gülünçtür. yeni bir dize daha.