6.2.19

toplumsal cinsiyet kimliği

jean-paul sartre: bizler özgür olmaya mahkum edildik.

emma goldman: yalnızca kendisini evlilik içinde veya dışında bir adama veya birçok adama satıp satmadığının ölçüsüne ilişkin bir  sorun bu. reformcularımız bunu kabul etsin ya da etmesin, fahişelikten sorumlu olan, kadınların ekonomik ve toplumsal aşağılıklığıdır.

john stuart mill: oy kullanma hakkı erkeklere tanındığına göre, hangi koşullar altında ve hangi sınırlar içinde olursa olsun, aynı hakkın kadınlara da tanınmamasını haklı çıkaracak en ufak bir neden yoktur.

gayle rubin: erkekler ve kadınlar kuşkusuz birbirinden farklıdır. ama gece ve gündüz, yeryüzü ve gökyüzü, yin ve yang, yaşam ve ölüm gibi bir farklılık değildir bu. doğrusu, doğadan doğru bakıldığında, erkekler ve kadınlar birbirlerine örneğin dağlar, kangurular veya hindistan cevizi ağaçları gibi başka şeylere olduklarından daha yakındırlar. kişiye özel toplumsal cinsiyet kimliği, doğal farklılıkların ifadesi olmanın ötesinde doğal benzerliklerin bastırılmasıdır da.

sigmund freud: gözleri gören, kulakları işiten bir insan, hiçbir ölümlünün sır tutamayacağına gönül rahatlığıyla inanabilir. çünkü sır verilen kişi tek kelime etmese de parmaklarıyla konuşur; ihanet, gözeneklerinin tek tek her birinden dışarı sızar.

simone de beauvoir: psikanalist, kız çocuğunu, genç kızı, anne ve babayla özdeşleşmeye kışkırtılmış, "erkeksi" ve "kadınsı" eğilimler arasında bocalayan biri olarak tanımlar. oysa ben onu, nesne rolü, yani kendisine sunulan "öteki" ile özgürlük iddiası arasında bocalıyor olarak görüyorum.

emma goldman: bir kadın, işçi olarak konumunu, önüne çıkan ilk fırsatta terk edeceği geçici bir konum olarak görür. erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları örgütlemenin son derece zor olmasının nedeni budur. "neden sendikaya üye olayım ki? nasıl olsa yuva kuracağım." bebekliğinden beri kendisine, temel ödev olarak peşine düşmesi öğretilen şey bu değil mi zaten?