1.2.19

bütün güzel çocuklar şüpheli

umay umay

bir süredir kendimi hissetmiyorum. üstümdeki aşk kalkanlarından sıyrılmış gibiyim. ve şu kalkan, yerde ölü bir at gibi yatıyor. bir tekme vurup atamıyorum. belki artık bedenime bile dar gelir. nedense en çok bir ata yakışıyor bu hüzün.

çünkü aşk akıllıların ve korkakların işi değildir.

hayatın suçu diye geçiştirdiğimiz bütün ihanetler biz değil miyiz? sevdiğin resimlerin, sevdiğin kitapların, sevdiğin kadınların düşmanı.

ne zor, yazarak anlatmaya çalışmak sustuklarını.

benim için haykırmak istediğim bir şiirsin. yazamadığım, koklayamadığım, yetişemediğim bir şiir. her aşka bir kırmızı ruj düşer. hapishaneye, duvarlara, kalemlere, iç çekişlere, sana, bana, onlara.

"gül yanlış kokarsa yakaya tuz takılır."

sadece naylon poşetlerden korkuyorum. naylon suratlı adamlardan, bayat ekmek gibi kokan ama hiç eskimeyen yüzlerden.

jakuzili hayat çiplerinden korkuyorum. yaşı yirmi, ruhu yetmiş olanlardan korkuyorum. ama çok yalnızım, rahatsızım, arızam azdı. olan bitenden uzaktayım. deneyimsizim, plazaları şemsiye gibi kullanıyorum. deneyimsizim, size seks teklifinde bulunuyorum.

her elveda kırık bir merhabadır aslında.

budistler himalayalar'da internet kafe açmışlar. dünyanın her yeriyle ama hiçbir keşif duygusu taşımadan iletişim kuruyorlar. artık çok uzak yerlerin, asla dokunamayacakları yakınlıkların peşindeler. onlar da bu büyük palavranın parçası oldular. kavramları yeniden tartışmamız gerekecek. rüyaları, kabusları, adaleti, yalnızlığı. ne kadar basitse o kadar çok ve uzun tartışmamız gerekecek.

tanrıya son sözümü söyledim, terbiye borcum yok dünyaya.