29.9.18

din

albert caraco

iman, boş şeylerden biridir ve bu dünyanın doğası üzerine insanı aldatma sanatıdır.

artık yeni bir vahye ihtiyacımız var. öncekiler hükümsüz kaldı. hatta daha kötüsü, kargaşanın kaynağını oluşturuyor bunlar.

aslında, dinsel ve ahlaki fikirlerin kaynağı insandır. bunu insanın dışında aramak anlamsızdır. insan metafizik bir hayvandır ve evrenin yalnızca kendisi için var olduğunu zanneder. ama evren insanı bilmez, farkında değildir ve insan bu tanımazdan gelmeye teselli bulmak için uzamı tanrılarla, kendi imgesinden yarattığı tanrılarla doldurur.

böylece içi boş gerekçelere tutunarak yaşamayı başarırız; ama bu gayet hoş ve teselli edici gerekçeler, bizler gözlerimizi -kuşatması ve tehdidi altında yaşadığımız- ölüme ve kaosa açtığımızda hiçliğe düşerler.

bizim sözde tinselcilerimizin yavan laflarının suratımızda şakladığını işittiğimde ve insandan ziyade geviş getiren bir yığının bu budalalıklara kulak verdiğini gördüğümde serseme çevrildiğimizi ve bize ayrılmış yazgıyı hak ettiğimizi hissediyorum. bütün bu geviş getirenlerin kendi hayvanlık görevlerini yaptıklarını, sabanı çektiklerini, aştıklarını, boynuzladıklarını ve buzağıladıklarını biliyorum. sütlerini ve kimi zaman da etlerini devlete verdiklerini biliyorum. ama sonunda insanlaşmak gerektiğinin farkına varmalarını ve kendilerine öğretilen ya da vaaz edilen şeyin beş para etmediğini anlamalarını isterdim.

insanı ayakta uyutan bu masal yığınlarına, alışkanlık gereği bile olsa nasıl inanabiliyorlar? burada olmaktan utanmıyorlar mı? onurlarını yitirdiklerini ve bu konulara nezaket göstermenin başarısızlıklarının itirafından başka bir şey olmadığını hissetmiyorlar mı?

onlar ısrarla bizim umut etmemizi ve inanmamızı istiyorlar. ne olursa olsun umut etmeliyiz; yeter ki umut edecek bir şey olsun. inanmamız gerekiyor, hem de neye olursa olsun; yeter ki bir şeye inanalım. beğenimize uygun saçmalıklar arasında tercih yapmakta özgürüz; yeter ki aptalca olsunlar. oysa umudun üstlendiği tüm amaçların ve imanın konu edindiği tüm nesnelerin ortak bir varlığı vardır: sonsuza dek salak olmak ve üstelik, şimdi bir de bağışlanamaz olmak. çünkü bizden daha fazla özgürleşmiş imkanların ortasında bir kuşak daha aptal aptal duramayız.

bizi öldüren iyimserliktir ve iyimserlik en büyük günahtır.

insanlar kendi çocuklarının onları doğuranlardan daha bahtsız olduğuna, torunlarının daha da mutsuz olacağına ikna olduklarında, evrene çare olmadığına ikna olduklarında, bilimin mucize yapamayacağına ve göğün para keseleri kadar boş olduğuna ikna olduklarında, tüm tinselcilerin üçkağıtçı olduğuna ve tüm yöneticilerin salak olduğuna, tüm dinlerin aşılmış olduğuna, tüm politikaların güçsüz olduğuna ikna olduklarında büyük bir umutsuzluğa kapılacaklar ve üremeyi reddedeceklerdir.