18.7.18

uçurum

jack london

doğu londra'ya dair ilk izlenimlerim, genel izlenimlerdi elbette. sonra ayrıntılar belirmeye başladı ve sefaletin karmaşası içinde şurada burada, belli ölçüde mutluluğun hüküm sürdüğü küçük noktalar buldum -bazen ücra sokaklardaki zanaatkârların kaldığı, haşin bir aile hayatının varlığını sürdürdüğü dizi dizi evlerde.

akşamları erkekleri ağızlarında pipo, dizlerinde çocuklarıyla kapıya çıkmış halde görebilirsiniz. hanımlar dedikodu yapar, kahkahalar, eğlence gırla gider. bu insanların hallerinden çok memnun oldukları bellidir; çünkü onları kuşatan sefaletle kıyaslanınca varlıklı sayılırlar. fakat olsa olsa boş, hayvani bir mutluluktur bu; dolu midenin verdiği memnuniyettir. maddiyatçılık baskındır hayatlarında. aptal, ağırkanlı, hayal gücü yoksunudurlar.

uçurumdan insanı aptallaştıran bir uyuşukluk havası sızmaktadır sanki, bu insanları sarıp ruhlarını öldürmektedir. dini inanç onlara dokunmadan geçmiştir. ne korkarlar ne de bir umarları vardır ahiretten. ahiretin farkında değildirler; mideleri dolsun, akşam vakti pipolarını tüttürsünler, iki tek atsınlar, hayattan istemeyi tasavvur edebilecekleri o kadardır. bununla kalsa keşke. içine gömüldükleri tatmin edici uyuşukluk, çözülmeden evvelki ölümcül atalettir. hiç ilerleme yoktur ve onlar için ilerlememek, tekrar uçuruma düşmek demektir.

hayatta yapabilecekleri tek şey düşmeye başlamaktır. bu düşüşü çocukları ve onların çocuklarının çocukları tamamlar. insan her zaman hayattan talep ettiğinin daha azını alır. talepleri zaten o kadar ufaktır ki, ellerine geçen daha da az şey onları kurtaramaz.