20.2.18

çılgın bir ihtiyarın güncesi

junichiro tanizaki

kudretsiz de olsa bir tür cinsel yaşamı oluyor insanın.

benim zevkime uygun, eşit çekicilik ve güzellikte iki kadın var diyelim. a: iyiliksever, dürüst ve sempatik; b: kötü bir insan, zeki bir yalancı. şimdi hangisinin bana daha çekici geleceğini sorsanız, eminim şu günlerde b'yi yeğlerim. ama güzellikte b de en aşağı a kadar olmalı. güzelliğe gelince, kendimce beğenilerim vardır. bir kadının yüzü ve gövde biçimi tam kıvamında olmalı. özellikle beyaz, ince bacaklı ve zarif ayaklı olmalı. bütün bunlar ve öbür özellikleri eşit diyelim, o zaman kötü karakterliyi yeğlerim. en çok beğendiğim kadınlar suratlarında gaddarlık belirtisi olanlardır. öyle bir belirti görünce içten de gaddar olabileceğini düşünürüm ve öyle olmasını isterim.

gerçekten kötü bir kadın bulabilseydim ve onunla yaşayabilseydim -hiç olmazsa onunla bir arada olabilseydim, onunla yakın ilişkilerim olabilseydi- ne mutlu olurdum.

"gururlu." hangi kadın bir sevgili bulacağını söylese erkekler aynı şeyi söylerler.

tomiyama seikin gibi birisinin, "seher vakti ay"a benzer bir şey söylemesini isterim. sesi kulaklarımda: kıyıdaki çamların arasından yarı gizli ay denize doğru batar, düşler dünyasından sıyrılıp cennetin dupduru pırıltısına kavuşmak için.

meiji kadınlarının yalnızca güzel olanları değil, hemen hepsi güvercin yürüyüşlüdür.

bir erkeğin ağlamasının utanç verici bir şey olduğunu da bilirim; ama gözlerim yine de hemen yaşarıverir, en küçük bir nedenle yaşarıverir. her zaman bu durumu gizlemeye çabalamışımdır. gençliğimden bu yana kötü insan rolü oynamaktan hoşlandım. karıma sürekli kırıcı şeyler söylerim; ama burnunu çekmeye başlayınca sinirlerim yatışır. zayıf noktamı anlamaması için elimden geleni yaparım. aslında, duygusal ve gözyaşlarını tutamayan bir insan olmama karşın, gerçek yapım aşırı düzeyde soğuk ve sapkındır. işte böylesine bir yaşlı adamım ben; yine de saf ve temiz bir çocuk böylesine sevgi gösterince gözlüklerimi buğulamadan edemem.

boğulup ölmek üzere olduğum bir anda, yabancı bir hastane yatağında, istediğince ünlü olsun bir ortopedi cerrahı, bir anestezist, bir radyolojist ve benzerlerince çevrili olmak istemem. bu gergin hava bile beni öldürmeye yeter de artar. güçlükle solurken, soluk alıp verirken, yavaş yavaş bilincini yitirirken, insanın soluk borusuna bir tüp takılması nasıl olur ki? ölümden korkmuyorum; ama acı çekmeyi, kıvranmayı ve korkutucu şeyleri istemiyorum.