16.8.16

descartes

mihaly csikszentmihalyi

birkaç yıl önce descartes'ın metot üzerine konuşma adlı kitabını okuduğumda ne kadar heyecanlandığımı hatırlıyorum. descartes o kitapta, fransa'da en iyi okullarda, en iyi öğretmenlerden eğitim aldığını ama seyahat etmeye başlayıncaya kadar asla gerçekten emin olduğu hiçbir şey öğrenmediğini ayrıntılı bir şekilde açıklar. çünkü seyahat ettikçe fransa'da doğru olan bir şeyin almanya'da da doğru olması gerekmediğini, almanya'da doğru olanınsa fransa'da olmayabileceğini ve hollandalıların her iki ülkenin de entelektüel başarılarına burun kıvırdığını görür. bunu fark etmek, onu ilk ilkelerle uzlaşmaya yöneltir. zihnin duru işleyişlerinden akıl yürütülerek çıkarsanan ve kulaktan dolma olmayan bilgiyle.

descartes'ın, bilginin göreliliğine gösterdiği tepki ile, birinci dünya savaşı'ndan sonra batı'yı saran umutsuzluktan dolayı cesaretlerini kaybeden, evrensel anlamda geçerli akılcılıktan vazgeçen pek çok çağdaş bilim adamının tepkisi arasındaki farkı düşünmek ilginçtir. descartes dar bilgiyi, anlama engel olarak görürken, kültürel görelilik yandaşları bunu var olan tek anlama biçimi olarak görüyorlar.