13.1.16

yalnızlık dolambacı *

octavio paz

cennet diye bir şey varsa eğer, şimdi ve buradadır, bedensel kucaklaşmadadır; yoksa zamandan ve bedenden yoksun öteki dünyada değil.

bilmek, bilineni değişime uğratan bir eylemdir.

özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.

"her şey boştur; çünkü her şey doludur. söz konuşmaz; çünkü konuşan, yalnızca suskunluktur." (sunyata)

özgürlük su kadar değerlidir ve üzerine titremediğimiz takdirde aynen su gibi akıp gider.

her şey bize bir konuda hizmet eder ve hepimiz birer aracızdır.

alışılmamışın ortaya çıkmasını sağlamanın bir yöntemi de, normal bir nesneyi hep ait olduğu yerden alıp başka bir yere koymaktır.

dünyayı yaşanabilir kılan, dildir.

her anlam tarihseldir. tarih, varlık denen şeyi anlamın içinde eritir.

sağlıklı insan usunun tüm sakınganlığını gülünç kılıveren tuhaf bir olay, mutlu ya da uğursuz bir rastlantı her zaman vardır.

novalis: şiir, insanın doğal dinidir.

aşk, bize özgürlüğün en yüce biçiminin, zorunluluğu özgürce seçmenin yolunu açar.

andre breton: cinsel ilişkinin zorunlu olarak iki insan arasındaki erotik gerilimin azalmasına, yineleme durumunda o iki insanı birbirinden bıktıracak bir azalmaya yol açtığı iddiası, düşünülebilecek en kötü sofizmdir.

gerçek aşk, özgür ve özgürleştirici aşk, her zaman mutlaktır ve her türlü sadakatsizliği engeller.

charles baudelaire: düşlem, yeteneklerimizin en bilimsel olanıdır; çünkü evrensel benzeşimi, mistik bir dinin uygunluk diye adlandıracağı şeyi yalnızca o kavrayabilir. doğa bir sözcüktür, bir alegoridir, bir modeldir.

sanat eseri, bir an için bu dünyanın ötesini, şimdideki sonrasızlığı görmemizi sağlar.

nesnelerle değil, adlarla çevrili olarak yaşamak, insana korku veren bir deneyimdir. bir ad taşımak, tedirgin edicidir.

dostoyevski: yaşamı, yaşamın anlamından daha çok sevmek zorundayız.

şeytana inanmak için tanrı'ya inanmak şart değildir.her iktidar, bir doğa yasası gereği yalnızca düşünceleri değil, aynı zamanda ayrımları etkisiz kılma ve ortadan kaldırma eğilimindedir. 

tarih, beyaz bir sayfa, boş bir yüzdür. şairlere ve romancılara düşen, bu yüze insancıl çizgilerini yeniden kazandırmaktır.

rene char: şiir, tutkunun gerçekleştirilmiş olan aşkıdır.

çeviri, uygar bir çabadır; bize, ötekinin bir resmini sunar ve bu resim aracılığıyla bizi, dünyanın bizde son bulmadığını, insanın aslında 'insanlar' olduğunu öğrenmeye zorlar.

şiirle tarih, birbirlerini tamamlarlar; ancak bunun koşulu, şairin belli bir mesafeyi korumayı bilmesidir.

cervantes: özgür olmayı öğrenmek, gülümsemeyi öğrenmek demektir.

kendimize geri dönmenin koşulu, önce kendimizden çıkıp uzaklaşmaktır; ama boşlukta yitip gitmemenin koşulu da, yeniden çıkış noktasına geri dönmektir.

her ayrılıktan yara izi kalır.

yaşamın bir döneminde varlığımızın sadece kendimize özgü ve çok değerli bir şey olduğunu anlarız. 

insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir. 

düşünde sayıklar ozan
tarih uykuya dalınca 

insanın kendini bütünüyle bir şeye, bir başka kişiye adaması zordur. az kişi bunu başarır. aşkın ne demek olduğunu öğrenecek kadar kendini sahip olma tutkusundan kurtarabilenlerin sayısı daha da azdır. aşk; sürekli yaratış, gerçeği yaşamak ve bitip tükenmeyen yeniden varoluştur.

novalis: düşümüzde düş gördüğümüzü görmeye başlayınca uyanma zamanı yakındır.

insanoğlu toplumsal ilişki kurmadan sağlıklı olamaz.

tutsaklar, uşaklar ve baskı altında ezilen halklar sürekli maske taşırlar; gülen ya da asık yüzlü bir maske.

luis cernuda: istek, yanıtı olmayan bir sorudur.

tarih, gerçek fakat acımasız karabasanlarla doludur. insanoğlu o karabasanların malzemesinden güzel ve kalıcı eserler yaparak büyür ve yüceleşir. başka bir deyişle, insanın büyüklüğü, korkulu düşü bir yaratıcılığa çevirmesinden, gerçeğin o akıl almaz korkusunu yenmesinden başka bir şey değildir.

andre malraux: masal kahramanları aklımızın değil içgüdülerimizin karmaşıklığını simgelerler.

jose ortega y gasset: bugünkü varlığını etkileyen geçmişi, birbirine hiç benzemeyen insanlarına can verecek gücü, yalnız kalmak ya da kendi kabuklarına çekilmek isteyen bireylerine karşı birliği sağlayacak ölçekte tarihsel görevi olmayan toplum, gerçek bir ulus değildir.

henri poincare: her şey düşüncedir.

simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.

insanoğlu kuşkusuz her yerde yalnızdır.

* "düşler boyunca yaratmak" ile birlikte.