20.4.15

barbarları beklerken

konstantinos kavafis


büyüklükten sakın, ey ruhum
hırslarını yenemiyorsan eğer
kuşkuyla izle onları, dikkat kesil
ve ne kadar yükselirsen
o kadar uyanık olmalısın

ne talihsizlik, iyi ve önemli
işler için yaratılmışken
şu haksız alınyazın her zaman
cesareti ve başarıyı esirgedi senden
rezil gelenekler önünü kapamış olmalı
küçüklük ve kayıtsızlık

korku ve kuşkuya batmış
kafamız dağınık, gözlerimizde dehşet
umutsuzca bir çıkış bulmaya çalışırız
bir kurtuluş, yaklaşan açık tehlikeden
ama yanlış, o değil asıl üstümüze gelen
yalandı haberler
(belki tam duyamadık ya da duyduk da anlamadık)
aklımızın ucundan bile geçmeyen bir başka felaket
birdenbire olanca vahşetiyle çöker üstümüze
gafil avlayıp -vakit yok artık-
ezer geçer bizi

sonu bir yerlere yazılmış, yitmiş olmalı
belki tarih durmadı üstünde
haklı olarak, böyle ufak
bir olayı yazmak gereğini duymadı

yemin ediyor daha temiz bir yaşam kuracağına
ama gelince gece, kendi öğütleriyle
uzlaşmalarıyla, sözleşmeleriyle
gövdenin diriliğini de getirince gece
titreyerek arzudan gerisin geri dönüyor
bitkin ve yenik aynı ölümcül eğlencelere

özü ve sevinci yaşamamın anılarıdır o saatlerin
tensel hazzı gönlümce bulup koruduğum
özü ve sevinci yaşamımın, bildik aşkların
verdiği bütün doyumları geri çeviren

zamansız önlemler pişmanlık doğurur

her şeyden önce, az konuşan biriydi
derin bir adam olmalı, diyordu herkes
böylelerinin doğaldır az konuşması
ne derin bir adamdı, ne de başka şey
sıradan, saçmasapan biriydi

konuşamıyorsam da aşkımdan
söz etmiyorsam saçlarından, dudaklarından, gözlerinden
yüreğimde sakladığım yüzün
aklımda çınlayan sesin
düşlerime giren o eylül günleridir
veren biçimini, rengini sözlerime, cümlelerime
hangi konuya değinsem, hangi düşünce gelse dilime

en göze çarpmamış davranışlarımdan
en kapalı sözlerimden, yazdıklarımdan
yalnız onlardan anlaşılabilirim

öyle çok baktım ki güzelliğe
onunla dopdolu hayalim