10.06.2012

sanat

albert camus

"sanatın amacı kanunlaştırmak ya da hükmetmek değil her şeyden önce , anlamaktır. anlamak için hükmettiği olur bazen. ama hiçbir deha eseri, küçümseme ve kin üzerine kurulmamıştır."

sanat, yalnızlık içinde tadılacak bir eğlence değildir. ortak sevinç ve kederlerin, ayrıcalıklı bir görünümünü vererek, en çok sayıda insana erişecek, onları heyecana getirecek bir araçtır.

sanatçı, çoğunlukla, kendi kendisinden ve varsa, ayrıcalarından utanç duyar gibidir. her şeyden önce, kendi kendisine sorduğu soruya cevap vermek zorundadır: "sanat sahte bir lüks müdür?"

toplumumuzda tanınmak isteyen bir sanatçı bilmelidir ki, tanınacak olan kendisi değildir; kendi adını taşıyan bir başkasıdır; o başkası kendi iradesinden kurtulacak ve belki de günün birinde, içindeki gerçek sanatçıyı öldürecektir.

insan hayatının gerçeği, sadece o insanın yaşadığı yerlerde değildir. o hayata biçim veren başka hayatlardadır; önce, çekilmesi gereken sevilen insanların hayatındadır, sonra, bilinmeyen, kuvvetli ya da zayıf vatandaş, polis memuru, öğretmen, iş arkadaşı, diplomat, diktatör, devrimci, din adamları, basit temsilciler, yaşayışımız için efsaneler yaratan sanatçıların hayatındadır, nihayet en düzgün hayat süren varlıklara bile egemen olan tesadüftedir.

şu halde, mümkün olabilecek tek bir gerçek film vardır: dünya perdesi üzerinde, her zaman gözlerimizin önünde seyrettiğimiz görünmez bir makine tarafından bize oynatılan film. varsa eğer, en gerçekçi sanatçı tanrıdır. öteki sanatçılar, ister istemez gerçeğe sadık olamayacaklardır.

bu çapraşıklığı balzac bir cümlede söylüyor: "deha her şeye benzer, hiçbir şey ona benzemez." gerçeksiz bir anlamı olmayan sanat, sanatsız değerinden çok kaybeden gerçek için de böyledir.