30.05.2008

çocuğun ailedeki yeri

alfred adler

bir insanın kardeşler dizisi içindeki yeri, o insanın yaşam üslubunda bir daha silinip atılamayacak izler bırakır. her gelişim bozukluğu, çocuklukta üstlenilen yarışlardan ve aile içinde dayanışma duygusunun eksikliğinden kaynaklanır.

en küçük çocuk sonunda sıklıkla bütün ailesinin temel direği olur; buna bir rastlantı gözüyle bakılmaz.

insanlar öteden beri bunu bilmiş, en küçük oğulların güç ve kudretini çeşitli kıssalarla, öykülerle dile getirmişlerdir. en küçük oğlan aile içinde gerçekten çok avantajlı bir durumdadır; annesinden, babasından ve kardeşlerinden yardım görür, hırs ve çabasını kamçılayacak pek çok uyarıyla karşı karşıyadır, kendini arkadan vuracak ya da dikkatini çelecek bir kimse yoktur.

ailedeki en büyük çocuk bir süre için tek çocuk konumunda yaşar ama kendisinden küçük bir kardeşinin dünyaya gelmesiyle apar topar yeni bir konuma uyum sağlamak zorunda kalır. ailede en büyük çocuk genel olarak el üstünde tutulur, nazlı yetiştirilir. anne ve babasının pervane gibi çevresinde dönüp durmasına alışır. ama pek sık olarak hiç beklemediği, hiç hazırlıklı olmadığı bir sırada bu konumundan kapı dışarı edilmiş görür kendini. ailede ikinci bir çocuk dünyaya gelmiştir çünkü, büyük çocuk artık ailede tek çocuk değildir. bundan böyle anne ve babasının sevecenliğini kendisine rakip biriyle paylaşmak zorundadır. böyle bir değişiklik, en büyük çocukları her zaman derinden etkiler.

sorunlu çocukların, nevrozluların, suçluların, alkoliklerin ve sapıkların yaşamını incelediğimizde, bunlardaki sorunların söz konusu değişiklikle başladığını görürüz. saydıklarımızın hepsi de ailede bir süre en büyük çocuk konumunda yaşamış, ailede ikinci bir çocuğun dünyaya gelişini kendileri için ağır bir darbe olarak algılamış, uğradıkları kayıp ileride tüm yaşam üsluplarına damgasını vurmuştur. aile içindeki diğer çocuklar da başlangıçtaki konumlarını aynı şekilde elden çıkarır ama bu kaybı ailedeki en büyük çocuk kadar acı biçimde hissetmezler; çünkü daha önce başka kardeşlerle birlikte yaşamış olmak gibi bir deneyimleri vardır, anne ve babanın ilgi ve sevecenliğine hiçbir zaman tek başlarına sahip olmamışlardır. oysa en büyük çocuğun konumunda sonradan baş gösteren değişiklik çok daha kapsamlıdır.

aile içinde yeni bir kardeş dünyaya gözlerini açtıktan sonra anne ve babası tarafından kendisine eski ilgi ve sevgi gösterilmeyen en büyük çocuktan yeni durumu sessiz sedasız kabullenmesini bekleyemeyiz; küsüp darılır, kızıp içerlerse, kabahat kendisinde değildir. anne ve babanın kendisini ilgi ve sevgilerinden hiç kuşku duymayacak gibi eğitmesi, aile içindeki konumu bakımından bir tehlikenin söz konusu olmadığını çocuğun bilmesi, hele anne ve baba tarafından bir kardeşe kavuşacağı duygusuna önceden hazırlanması ve doğacak kardeşin bakımında kendisine de bir rol verilmesi durumunda en büyük çocuk için tatsız olacak bu durum kötü sonuçlara yol açmadan geçiştirilebilir. ama genelde çocuklar bir kardeşe kavuşmaktan tedirginlik duymayacakları şekilde hazırlanmazlar pek.

yeni doğan kardeş, o zamana kadar anne ve babasından gördüğü ilgi, sevgi ve şefkati gerçekten çekip alır en büyük çocuğun elinden. en büyük çocuk da kaybettiği sevgiyi yeniden kazanmak için çalışmaya başlar, annesinin bütün ilgi ve sevgisini nasıl olup da tek başına yine kendi üzerinde toplayabileceği konusunda kafa yorar. dolayısıyla, annenin bazen çocukları tarafından bir oraya, bir buraya çekiştirilip durduğunu görürüz; çocuklardan her biri annesinin özellikle kendisiyle ilgilenmesini sağlamak ister. çocuklardan büyüğü daha çok zorbaca davranır, durmadan yeni numaralar bulup çıkarır kafasından. söz konusu koşullarda onun neler yapacağını kestirmemiz güç değildir, kendisinin yerinde olup da güttüğü amacı bizim de gütmemiz durumunda biz ne yapacaksak o da aynen bunları yapar.

biz olsak annemizin başını ağrıtıp durur, işi serkeşliğe vurur, annemizin pek göz yummayacağı işler yapardık. büyük çocuk da işte böyle davranır. sonunda annesinin sabrını taşırır. akla gelebilecek her çareye başvurarak alabildiğine hoyrat şekilde sürdürür savaşı. derken annenin burasına gelir, büyük çocuk da gerçekten sevilmemenin ne demek olduğunu işte o zaman anlar. aslında annesinin sevgisini yeniden kazanmak için savaşıp durmuş ama sonuçta bu sevgiyi tümüyle kaybetmiştir. bir kardeşin doğumuyla kendini arka plana itilmiş hissetmiş, bunu değiştirmeye yönelik çabalarının sonucu ise gerçekten arka plana itilmek olmuştur. bu durumda kuşkularında haklı olduğu hissine kapılır, "biliyordum zaten" diye geçirir içinden. "onlar haksız ama ben haklıyım." adeta bir kapana kısılmıştır. kurtulmak için çırpındıkça iş daha da kötüleşir. ve olup bitenler, durumu doğru değerlendirdiğini sözde kanıtlayıp durur kendisine. her şey kendisini haklı çıkardığına göre, savaşmaktan nasıl el çekebilir artık? bize düşen bu tür bir savaşta ortadaki özel koşulları araştırıp öğrenmektir.

saldırılara annenin karşılık vermesi durumunda çocuk hırçınlaşır, hoyrat, mızmız ve söz dinlemez birine dönüşür. annesine cephe alması durumunda, başlangıçtaki ayrıcalıklı konuma yeniden kavuşabilmesi için, babanın çocuğu desteklemesi seyrek karşılaşılmayan bir durumdur. çocuk böyle bir durumda babasına yönelerek onun ilgi ve sevgisini kazanmaya uğraşır. en büyük çocuk sıklıkla babasını annesine yeğler, onun tarafını tutar. böyle bir durumla karşılaştık mı, bunun işin ikinci evresini oluşturduğuna kesin gözüyle bakabiliriz: çocuk başlangıçta babasından çok annesine yakınlık duymuş ama derken anne çocuğun sevgisini kaybetmiş, çocuk bu kez aynı sevgiyi adeta annesine yöneltilmiş bir suçlama kimliğiyle babasına aktarmıştır. çocuk babasını annesine üstün tutuyorsa, daha önce başından talihsiz bir olay geçmiş, ihmale uğrayıp terk edildiği duygusuna kapılmış demektir; bunu da unutamaz bir türlü, dolayısıyla bütün yaşam üslubunu söz konusu duyguyu temel alarak kurup çatar.

böyle bir savaş çabuk sona ermez, bazen bir ömür boyu sürüp gider. çocuk savaşacak, karşı koyacak ve her türlü koşullarda başkaldıracak gibi eğitmiştir kendini. belki de çevresinde ilgisini kazanabileceği hiç kimse kalmamıştır. böyle bir durumda bezginliğe kapılarak bir daha asla sevgi yüzü göremeyeceğine inanır, somurtup durur, içe kapanır, başkalarıyla toplumsallık ilişkisi içinde yaşama gücünü yitirir. yalnızlığı göğüslemeyi talim eder durur. böyle bir çocuğun bütün dürtü ve dışavurumları, geçmişe, henüz ailede bütün ilgi ve sevginin kendisi üzerinde toplandığı gerilerde kalmış zamanlara yöneliktir. bu yüzden en büyük çocuklar şu ya da bu şekilde geçmişe ilgi duyar, başlarını çevirip gerilere bakmaktan hoşlanır, geçmiş zamanlardan fazlasıyla söz açarlar. geçmişe hayranlık besler, gelecek konusunda karamsarlığa kapılırlar.

elinde bulundurduğu küçük krallığı yitiren çocuk, bazen güç ve otoritenin önemini başkalarından daha iyi kavrar. büyüdüğü zaman toplumda otoritenin egemen kılınmasında seve seve rol alır, yasaların ve kuralların önemini gözünde fazlasıyla büyütür. her şeyin kurallara göre yapılmasını ve kuralların hiçbir zaman değişmemesini ister, otoritenin her zaman onu kullanma hakkına sahip kişilerin elinde kalması gerektiğini savunur. çocukluktan kaynaklanan bu gibi etkilerin, tutucu davranış biçimleri doğrultusunda güçlü bir eğilimin oluşmasını kolaylaştıracağını anlamak güç değildir. böyle bir insan toplum içinde kendine üstün bir konum sağlamayagörsün, başkalarının onu bu konumdan uzaklaştırıp tahtından etmek için peşine düştüklerinden ve onu sürekli izleyip durduklarından kuşku duyar.

Hiç yorum yok: