3.2.18

kanayan tekne

henry miller

batan bir gemi yavaş yavaş çöker; direkler, serenler, bayraklar, armalar su üstünde dağılır. kanayan tekne ölüm okyanusunun dibinde mücevherlerle donatır kendini, pişmanlık bilmeyen çözülüşü başlar yaşamın. adsız bir yok edilmezlik olmuştur artık gemi.

gemiler gibi insanlar da batar tekrar tekrar. anılarıdır onları tam bir dağılmadan kurtaran. şairler ilmiklerini bırakırlar: dokuma tezgahlarına bakıp giden insanlara, tutunmaları için uzatılan saman saplarıdır bunlar. hortlaklar tırmanırlar su içindeki basamaklara, imgesel çıkışlar yaparlar, baş döndürücü düşüşler yaparlar; sayıları, tarihleri, olayları ezberlerler, ağır sıvıdan gaza, gazdan sıvıya geçerler. değişen değişmeleri kaydedebilecek yetenekte beyin yoktur. hiçbir şey olmaz beyinde hücrelerin ağır ağır çürümesi ve çözülmesi dışında. ama kafalarda adlandırılmamış, belirlenmemiş, sınıflandırılmamış dünyalar oluşur, parçalanır, birleşir, erir ve karışırlar durmadan. düşünceler, iç yaşamın değerli taşlarla bezenmiş yıldız burçlarını yaratan, yok edilemez ögelerdir us dünyasında. bunların yörüngelerinde yürürüz, karmaşık çizgilerini izleyerek istediğimiz gibi dolaşabiliriz; ama ele geçirmek istediğimiz zaman onların tutsağı olur, onlar tarafından yönetilmeye başlarız. dışarıdaki her şey us makinesinin yansıttığı görüntülerdir.

sınır çizgisinde oynanan sonsuz bir oyundur yaratmak; kendiliğinden ve zorlanarak, yasalara boyun eğerek. aynadan uzaklaşır insan, perde açılır. séance permanente. yalnızca "akıllarını yitirmiş" dediklerimiz. çünkü bunlar, düş kurduklarını düşlemekten vazgeçemezler. gözleri açık, aynanın karşısına geçerler ve derin bir uykuya dalarlar; anının mezarına kapatırlar gölgelerini. yıldızlar söner içlerinde, hugo'nun "güneşin göz kamaştırıcı, yırtıcı hayvanları, aşk yüzünden, kendilerini yüceliğin finoları yaparlar." dediği duruma düşerler.