22.10.16

minima moralia

theodor adorno

ancak kendilerini anlamayan düşünceler doğrudur.

"biz" derken aslında "ben"i kastetmek hakaretlerin en örtülüsüdür.

aşk, farklı olanda benzerlik görme gücüdür.

ancak erki kışkırtmaksızın zayıf görünmeyi başardığında bulacaksın aşkı.

sanat, hakikat olma yalanından kurtarılmış sihirdir.

umut, rahata ermemişler arasında bulunur en çok.

okültizm eğilimi bir bilinç gerilemesinin belirtisidir. okültizm kalın kafalıların metafiziğidir.

iyi niyetliler, ahlaki sofuluk adına hareket ederken yok edicilere dönüşürler.

gün yüzü gören her şey yok olmaya yazgılıdır.

her türlü ahlakın modeli ahlaksızlıktır ve bugüne kadar ahlak, ahlaksızlığı hep yeniden üretmiştir.

burjuvazi hoşgörülüdür: insanları oldukları gibi sever; çünkü onların olabileceklerinden nefret etmektedir.

istisnasız bütün dişil kişilikler konformisttir.

hümanizmin en gizli, en iç odasında, onun asıl ruhunu oluşturan kudurmuş bir mahpus dönenir durur: sonradan "faşist" adını alarak dünyayı da bir hapishaneye çevirecektir.

yalanların uzun bacakları vardır; kendi zamanlarının önünde giderler.

bütün şefkatli, iyi ilişkiler, hatta belki de organik doğanın bir parçası olan o barışma bile, bir hediyedir. fazla mantıklı düşündüğü için bu yeteneğini yitiren kişi, kendini de şeyleştirir ve donar.

en bireysel olan, en genel olandır.

yakın geçmiş her zaman felaketlerden arta kalmış bir yıkıntı olarak görünür bize.

karşılıklı şapka çıkarmak yerine bir "meraba"nın aşina kayıtsızlığıyla selamlaşmak, mektup yazmak yerine hitapsız ve imzasız ofis içi yazışmalar göndermek, insani temasta baş göstermiş bir hastalığın rastgele belirtileridir sadece.

cinsel ahlakın ilk ve tek ilkesi: suçlayan her zaman suçludur.

sahte zenginlikleri ve pahalı üretimi reddetmeyen, renkli filmleri ve televizyonu, milyoner dergilerini ve toscanini'yi geri çevirmeyen hiçbir sanat yapıtının, hiçbir düşüncenin sağ kalma şansı yoktur.

gelenekten nefret edebilmek için ona sahip olmak gerekir.

şudur nerdeyse imkansız olan görev: başkalarının iktidarının da kendi iktidarsızlığımızın da bizi aptallaştırmasına izin vermemek.

her yerde benzerlikler görmek, her şeyi aynı kılmak, zayıf gözlerin işaretidir.

düşünce, bir sabah kaçırılmış olanın anısıyla uyandırılmayı bekler ve böylece öğretiye dönüşmeyi.

hiçbir düzeltme, denenmeye değmeyecek kadar küçük veya önemsiz değildir.

"bu dünyada mutlu olmanın tek yolu vardır: başkalarını olabildiğince mutlu kılmaya çalışmak."

ince zevke ve hak gözeten düşünceliliğe saygısızlık etmeyecek hiçbir iyilik edimi yoktur ve bu saygısızlık da o güçsüz güzellik ütopyasının karşı durmaya çalıştığı düzleşmeyi tamamlar.

ne zaman haz duyguları işe karışmışsa, hakikatten kuşkulanmak için sağlam nedenler de var demektir.

hayal gücünü tutuşturan, tam da hayal gücünden yoksun kadınlardır.

baskıcı toplumda, insan kavramının kendisi de tanrının suretinde yaratılmanın bir parodisidir.

her sanat yapıtı işlenmemiş bir suçtur.

yardım edemeyenlerin öğüt de vermemesi gerekir.

diyalektik düşünce, mantığın zorbalığından yine onun kendi araçlarını kullanarak kurtulma çabasıdır.

aşkta adaletin sırrı, aşkın da dilsizce söylediği gibi, her türlü hakkın iptal edilmesidir. 

hayal gücü, yoksulluğu rencide eder.

düşmanca karşıtlıklara bölünmüş bir toplumda, kuşaklar arasındaki ilişki, dipteki kaba gücün varlığını gizleyemeyen bir rekabet ilişkisidir hep.

olağanüstü güzel kadınlar mutsuzluğa yargılıdır.

toplumunkinden bağımsız bir kurtuluş yoktur.

insanlar, yitirdiklerini ötelerde ararken, sadece sahip oldukları hiçlikle karşılaşırlar. iflah olmaz gerçekçiler olarak bağlantıyı koparmamak için, pek bayıldıkları anlamı, uzağına kaçmaya çalıştıkları anlamsızlığa uyarlarlar.