4.8.16

düş kırgınları

mehmet eroğlu

bir keresinde kendimi değerli hissetmiştim, yazabildiğimi sandığım gece. ama sabah beş para etmez birisi olarak uyandım.

yalnızlık, vahşi hayvanlar ve krallar içindir.

birçok edebiyat başyapıtı, günah ve ahlaksızlığın soylu bir hayasızlıkla, görkemli bir şölen gibi sergilenmesinden başka bir şey değildir.

nietzsche: ölüler ölmez. ölülerin, yaşayanlarla kıyaslandıklarında tek üstünlükleri de budur.

yalnızlık, insanı iyi ya da kötü biri olma derdinden kurtarır.

pierre schoendoerffer: bir düşler kıyımıdır yaşam; çiğnenmiş, ihanete uğramış, satılmış, bırakılmış, unutulmuş bir düşler mezarlığıdır. ne israf..

cesaret taklit edilemez.

dramlar, ne kadar yakıcı olurlarsa olsunlar, sadece kahramanlarını kavuran iç yangınlardır; tutuşturdukları alevler kara, isli dumana dönüşmeden fark edilmezler.

içki, acıyı unutturmaz; sadece katlanılabilir kılar.

mutluluk diye bir şey yoktur; vardır diyenler, mutluluk sandıkları şeyin, razı oldukları bir mutsuzluk olduğunun farkına varamayanlardır.

insan dediğimiz, eski acıları yeni baştan yaşamaya mahkum edilmiş bir canlı türüdür.

hüznün ilacı yok. insanı bir kez ele geçirdi mi, eninde sonunda çürütür.

hayat, kendimizi değiştirip değiştiremediğimizin öyküsüdür. ilginç hayatlar, kendisini değiştirebilmiş kişilerin öyküleridir.

minnet gerçek dostluğu engeller.

insan dediğimiz, yazgısına hükmedemeyen ruhsal bir süreçtir.

cennetle ilgili en kötü şey, oraya öldükten sonra gidiyor olmaktır. üstelik huriler, tembelliği özendiren iklim, uyuşturucu mutluluk gibi insanı günaha çağıran şeylerle dopdoluyken, içki yok. ne anlamsızlık!

gerçekten güzel olan kadınlar, güzelliğinin kanıtlarını aramayanlardır.

cesaret dediğimiz çoğu kez korkaklığımızı saklama becerisinden başka bir şey değildir.

kaderin yolu hep tek yönlüdür.

özyıkım eğilimi taşıyan birisinin, başkalarından korkmasına gerek yoktur. çünkü ona zarar verecek tek insan kendisidir.

yarını katlanılabilir kılan tek şey, ölme olasılığımı içeriyor olması. bunun ötesinde bir anlamı yok.

yazarlar analarının rahminden değil, kalemlerinin ucundan doğarlar.

çoğu dost, seni hayatının içine çekmez, bunu yapmak yerine hayatına sızar, ta en ücra köşesine kadar. dostlarımız çok yakınımızdayken onları bu denli az tanımamızın nedeni de budur işte.

insana verilebilecek en büyük ceza, sürekli iyi olmanın bedelini ödemektir.

şehvet, bedenin dostudur; ruhun esaretinden kurtarır onu.

insan otuz yaşına gelmeden budalalıktan kurtulamaz.

geçmişi serüvenlerle dolu olan bir erkeğin açık yüreklilikle sergilediği güçsüzlüğünden daha çekici ne olabilir?

sanat, ölüm denilen büyük hiçliği, hiçbir şeyi, bir şeye dönüştürmektir.

kentlerin günahlarını orospularla çocuklar öder; dünyanın günahlarını ise filozoflar.

adetleri bir yana bırakın. adetler fikrin yerini aldı mı, boku yedik demektir.

gerektiğinden daha iyi, kötülüğünden tamamen sıyrılmış bir insan, yarım, iğdiş edilmiş insan demektir. ölçülü olduğu sürece kötülük doğaldır; katıksız iyilikse yapmacık. günahın yontmadığı bir beden nasıl ham ve biçimsizse, kötülüğünden sıyrılmış, arındırılmış bir kişilik de o denli katlanılmaz ve sıkıcıdır ve eninde sonunda yönünü yitirir.

gençlik, başarıları abartmaksa, yaşlılık, başarısızlıklarımızla uzlaşmayı öğrenmektir.

uzun süren dostluklarda, dostlar eninde sonunda birbirlerinin sahibi olurlar.

hayat dediğimiz, kısa ya da uzun süren bir ölüm hikayesidir.