13.8.16

arzu

pascal bruckner

aşıklar kavuştukları anda küle dönüşürler.

kalçalar cennetin bir tasviri, zenginliğin bir simgesi, yaşayan bir bolluklar ülkesidir. inananlara ve yoksullara çekici gelmeleri bundan kaynaklanır.

sevmek demek, karşıdakinin sizin üzerinizde sonsuz bir iktidar uygulamasına razı olmak demektir.

hoşgörü en müstehcen durumları engelledi; cinsellik bugün artık kutsallığın erdemlerine bile sahip olmayan zavallı bir günah. çağdaş sefihi tehdit eden şey gözden düşme değil, can sıkıntısıdır.

büyük şehvet anları, genellikle uyuklayan güçleri yeniden canlandırdıkları için derhal gaddarlığa dönüşebilirler. sarhoşluktan ayılmada her zaman bir öfke vardır.

birbirini sevmek demek, tamamen masum budalalar olmak için birlikte olma özgürlüğü adına sözlüğü durmadan güncellemek demektir.

kötülüğün görünüşte iç karartıcı tekdüzeliğindeki tahrikler, şehvetinkilerden daha yoğundur.

arzu, su üstünde yüzen bir dünyadır; sallantılı, değişken.

engeller ortadan kalkınca arzu yavan bir hal alır. çünkü arzu kurnazlığın oğludur. dolambaçlı, dikenli yolları sever; doğru çizgi onu sıkar.

uyku seksten çok daha mahremdir.

bir çift nedir? güvence karşılığında varoluştan vazgeçiş, yasal aşkın cazibesiz yüzü. bayağılığa en az yatkın olanları bile bayağılaştıran bu gizli oturum, en kıpır kıpır insanları bile hantallaştırır.

aşıkların birbirlerine karşı acımasızlıkları polislerinkinden kat kat fazladır.

çift halinde yaşamamak, insanın kendi efsanesinden vazgeçmesidir; kıytırık bir söylenti elde etmek amacıyla bir tarihin birliğini kaybetmektir.

ön yargıların tersine, zayıf cins erkektir.

erkeklik organı şudur: kendisinden bir şey istenmediğinde ortaya çıkan kaprisli bir hayvan; bir görünen bir yok olan anka kuşu; söz dinlemeyen bir uşak gibi ya fazla gösterir kendini ya da hiç ortada yoktur.

arzu duymak, ıstırap çekmektir. 

zaten kanamakta olan bir ruhu yaralamaktan daha güzeli var mıdır?