18.2.16

hayatın sessizliğinde

aslı erdoğan

sözün mucizesi, bir türlü söylenemeyişindedir.

bir insanın sevgisini kaybetmek, zorlukla ulaşılmış bir doruktan aşağı yuvarlanmaktır.

damarlara sızan pastır yalnızlık, bileklerden yüreğe geri döner.

"insan yüreği bir aynadır" derlerdi eskiden. sonsuza dek tutmak isteyeceği görüntüyü arayan, taşla yaşıt bir ayna. elmas sertliğinde, sırları dökülmüş. aynı çamurdan biçimlendirilmiş, dünyanın yüreğiyle. belki bu yüzden, yürek rengi bir resim dünya. boşluğun umursamaz elinde.

her şeyi yitirdiğimde elimde yalnızca hayat kalır.

her yol daha uzun yaşamdan. yollar yolları izler, duvarlar duvarları. ölümler ölümleri, sımsıkı yumulu gözler acıyla açılanları. gölgeler gibi sürükleniriz günden geceye, geceden güne; konaklayabileceğimiz düşlerin peşinde.

insanların mutlak egoizminden usandığınızda, faturayı 'yabancı ülkeye' çıkarmak pek rahatlatıcıdır.

"sil adımı insanlık denen o korkunç alaşımdan." (mısır ölüler kitabı)

bazı şeyler kendilerinden başka bir şeyle anlatılamazlar. sözcüklere teslim edildiklerinde zaman dışılıklarını yitirir, tarihin bir parçası olurlar. bazı şeyler ancak yürekle kavranır, içi kan dolu bir yürekle.

göz alıcı çiçekler çoğu kez zehirlidir.

neden yazıyoruz? kaybolduğumuz için, sözcüklere güvenmek bir alışkanlığa dönüştüğü için, kendimize ve geçmişe doğrudan bakamayacağımız için, bir zamanlar içimizde olan ama çoktan çekip gitmiş o insanın anısına ağlayabilmek için. hızla uzaklaşan dünyanın peşinden koşmak, bize bıraktığı boşluğu geri vermek için.

dünyayla savaşa kalkışacaksan onun tarafını tutmalısın, kendini değil.

insan, mutlak sessizliğin içinde, yalnızca sözcüklerin tınısını duymak için konuşuyor.

kendini anlatmak için bütün dünyayı anlatman gerekir. anlattıkça seni silen dünyayı. yani kendini anlatmak için bütün dünyayı yitirmen gerekir. 'aşk' bu yitirişin adlarından biri.

nedir ki insan bir aynadan ve yankıdan başka?