1.2.16

büyük saat

turgut uyar



nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada
hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna

nedense
bir kadını sevmeye hep memelerinden başlanır
bir şeyi hatırlatmak mı ona
yoksa bir şeyi hatırlamak mı
bilmiyorum
ama nasıl bir şeyse güzel bir şey
üstelik sonsuz da

yaşamanın bu türlüsünü en güzel belledik
çıplak topuklarımız üşümüş ya aldırmayın
bir ayna verin saçlarımıza bakalım
çocuklarımızı kurdelelerle süsleyelim
pembe yanaklarını kokulu sabunlarla ovalım
oramı öp oramı biraz daha sevmeliyim artık
gel birlikte aradığımız şeyleri bulalım

ey bilene bilene tükenen bıçak
bir şeyler yap
eskimeden gökyüzünün kutlu maviliği

sülünlerin soğuk akşamlara döküldüğü o ovalarda
kent uygarlığının akşamı otlara döner, küçük karaltılar
mor evlerde soğuk sobaların uzayan küllerini dağıtır
taşralı bir çocuğun eksik bilgisinde

öyle sanıyorum her şey biter
bir doğurgan hücre ve
bir yanlışlık kalır daima

belki bir kuruntudur yaralayan kalbimi
her insan bir uyumsuzluktur ölü olmadıkça

herkes ne zaman ölür
elbet
gülünün solduğu akşam

aşk bir sonbahar kimliğinde
sürdürüyor egemenliğini
birden bir bakıyoruz ki
her şey yerli yerinde

-deniz bir özdeyiştir, az kullanılır-

her zaman yazılır aşk şiiri
çünkü aşk yazılgandır
ve her zaman ortada
pazar perşembe cuma

kışsa
zordur bir yazı anlamak

günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni
kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini
ben ne kadar önemserdim kendimi hay allah
sen ne kadar kumraldın aynalarda hay allah
temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa
gel bağışlayalım birbirimizi

şurda ayağımızın dibinde
oturan bir şeydi yaşamak

ağustos
gidip dönen bir ad takvimde
daha doğrusu
sabahları gelip akşamları gider
-ve hep eylüle ulaşır nedense-
evlerin tenha saatlerinde
bıkkın saatlerinde
ne bungun ara sokakları beyoğlu'nun
ne denizin akıl almaz çağrısı
büyük gürültü sessiz işler
sarışın masa saatlerinde
aşk umulmadık bir şeydir
sarışın masa saatlerinde

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim birtanem biliyorum da
şimdilik bağışla

ben gittiğimde satranç oynuyorlardı
hayır babam başkan değildi o zaman
ama ben onun oğluydum
yanımızdaki bahçede biri
iri güller yetiştiriyordu
ve inanılmaz şeyler olmuyordu
satrancı hangisi kazandı bilmiyorum
yazgökleri geceyarısına kadar uzuyordu
sonra evlendik işte

sen benim sahiliğimsin