8.12.15

tarihin adları

jacques ranciere

devrim, devrimin zaten yapılmış olduğunu bilmemekten kaynaklanan devrim yapma yanılsamasıdır.

konuşan varlıkların hayatını belirleyen, en az işin ve ücretin ağırlığı kadar, adların ya da adsızlığın yükü, söylenmiş ve yazılmış, okunmuş ve işitilmiş sözcüklerin ağırlığıdır.

bir şeyi bilmek, o şey üzerinde düşünme ihtiyacı duymamak demektir.

hayatı hasta eden, hayatın fazlalığıdır; körlükle malul, malul oluşuna kör. ölümü kışkırtan hayatın fazlalığıdır. ve toplum içinde yaşayan, konuşan varlıklarda hayatın fazlalığı, öncelikle sözün fazlalığıdır. kelimelerin ve cümlelerin bu fazlalığı, toplumsal gövdeyi ayakta tutan ve aynı zamanda onu bilim konusu yapan büyük dengelere ve büyük düzenlemelere karşı kitleler çağının insanlarını kör eder. kralları öldüren söz fazlalığı, demokrasi çağının insanlarını da, toplumlarını hayatta tutan yasaların bilgisinden yoksun bırakır.

insan otoritenin değil, vicdanının sesini dinlemelidir.

devrimi olay olarak niteleyen, tarihsel eylemin bir biçimi olması, insanları harekete geçirme ve her şeyi etkileme doğrultusundaki büyük gücünü anlamla aşırı yüklenmiş olmasından aldığı için siyasi, ideolojik veya kültürel diye nitelendirilebilecek bir dinamik olmasıdır.

yalnızca saklı olanın bilimi olur.

edebiyat, mutlaklığı içinde kendini ortaya koyarak, mimesis'ten ve türlerin ayrışmasından koparak, hakikat söylemi olarak tarihi mümkün hale getirir. yeni bir anlatı yaratarak yapar bunu. zamanların ve şahısların, anlatımın şimdiki zamanına kayışını güvence altına alan bu anlatı, üslup zarafetinin çok ötesine geçen bir şeyin temelini atar. hem halka hem de bilime uygun düşen varoluş biçimini saptar. yoksulların kağıt yığınına hakikat statüsünü edebiyat verir. tarihi mümkün, bilimsel tarihi imkansız kılan durumu -insanın edebi bir hayvan olduğu için sahip olduğu bu talihsiz özelliği- hem baskılar, hem korur hem de kendi araçlarıyla dengeler.

doğa ve doğanın simgeleştirilmesi oyununa direndiği ve hep bir aşırılığın veya bir kusurun oyuncağı olduğu kadarıyla, anlamın hayatıdır sapkınlık.

sesini bulamayan bir acı yoktur.

kendisini yaratan zamana karşı bıkkınlık duyması ya da nesnesinin algılanabilir maddesini oluşturan şeylerden -zamandan, sözcüklerden ve ölümden- korkması dışında tarihi tehdit eden hiçbir şey yoktur. tarihin bir yabancı istilasına karşı kendisini koruması gerekmez. tek ihtiyacı, kendi hikayesiyle barışmasıdır.