29.5.12

selda

kemal ateş

bir keresinde çırılçıplak soyunduktan sonra yatağa girmemişti; ayna önündeki geniş tuvalet masasına vücudunun yarısını yüzükoyun yerleştirerek önce aynadaki görüntüsüne bakmış, ardından da pozisyonunun coşkun üzerindeki etkisini anlamak ister gibi arkaya dönmüştü. muzipçe gülerek yaklaşmasını beklemişti. bu kez ballı suların aktığı kaygan yerini değil, farklı bir adresi tarif etmişti. daha önce yalnız kocasıyla yaşadığını söylediği bu deneyimin sözcüklerini de belli ki kocasından öğrenmişti. yuvarlak kalçasının iki yanında derin gamzeler vardı, aynada mı görmüştü ya da biri mi söylemişti ona, kendisi de ayrımındaydı. derin gamzelerinin üstünden direksiyon simidi gibi kavrayıp kendine doğru çekmişti. tarif ettiği adres kuru bir yoldan geçiyordu. selda zorlandıkça kollarını biraz daha açıyor, tuvalet masasına göğüslerini iyice yapıştırıp ağırlık merkezini yayarak, duyduğu acıya, çığlıklarına karşın, coşkun'un devam etmesini, vazgeçmemesini istiyordu. boşandığı adamı vücudundan söküp atmak için sanki yapmak zorundaydılar bunu. kocasından genellikle böyle zamanlarda, sevişirken söz ederdi. fantezilerinin çoğunun ondan bulaştığını bir kez daha anlamıştı o gün.