15.9.11

insan

goethe

insan her bakımdan basit şeyler için yaratılmıştır; sadece bildiği şeyi kavrar ve bundan mutluluk duyar.

ancak büyük bir uzman yağlıboya bir tabloyu anlar; bildiği genel konularla, resimdeki çeşitli ayrıntılar arasında bir bağ kurmayı bilir; tablo bütünüyle olduğu kadar, ayrıntıları ile de onun için anlaşılır bir şeydir. ayrıca bazı bölümlere özel bir ilgi ile yaklaşmaz; bir yüz güzel midir, çirkin midir, resmin bir kısmı aydınlık mıdır, karanlık mıdır diye sormaz; aksine her şeyi, yerli yerinde mi, kurallara uygun ve doğru düzgün mü diye sorgular. ama cahil birini belli bir kapsama sahip bir tablonun önüne koyun, onun tabloda anlatılan her şeye nasıl ilgisiz kaldığını ya da her şeyin kafasını karıştırdığını, bazı kısımların ilgisini çektiğini, başka kısımlarınsa ona iğrenç geldiğini ve nihayetinde kendisine tanıdık gelen basit şeylerde, şu miğfer ya da şu kalem pek güzel resmedilmiş gibi övgülerde bulunarak takılıp kaldığını görürüz.

aslında biz insanlar, dünyanın yazgısını anlatan önemli tablolar karşısında az ya da çok o cahil insanın rolünü üstleniriz. resmin aydınlık ve çarpıcı yanları ilgimizi çeker; gölgeli ve itici tarafları ise bizi iter; bütün olarak kafamızı karıştırır ve biz boşuna kötü olduğuna inandığımız tek bir olgu düşüncesini arar dururuz.

bir insan, insanlarla ilgili konularda her şeyi biliyor olabilir; bir insanın, bir ustanın bilgisini ve sanatını tümüyle öğrenmesi de mümkündür; ama işin içine tanrısal konular girdi mi, ancak en yüce varlıkla eşit değerdeki varlık bunu başarabilir. evet, böyle biri bize bu tip sırları anlatacak ve ortaya koyacak olsa bile, bunları anlamakta ve neresinden başlayacağımızı bilmekte güçlük çekeriz; eğer uzman kişi tüm uyarılara rağmen resmi değerlendirdiği ölçütleri anlatamayacak olursa, bizim yine o resmin önünde duran cahil kişiden farkımız kalmaz.

bu bakımdan tüm dinlerin doğrudan tanrı tarafından aktarılmamış olması, bu işin mükemmel insanlara bırakılması, bu iş için insanların benzerlerinin düşünülmüş olması, büyük insan topluluğunun gereksiniminin karşılanması ve olayın kavranması açısından çok yerinde olmuştur.

eğer bu görevi tanrı üstlenseydi, kimse dinleri anlamazdı; dinler insanların eseri olduğu için, kavranamayacak şeyi dile getirmezler.