22.9.11

imkansız poetika

ahmet oktay

"kendinden açılana özgüdür gizlenmek." (herakleitos)

orhan veli: teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki, tarihin aç gözünü artık doyurmuştur.

ilhan berk: sözcükler, suç işlemeden, aç kalmadan, acı çekmeden, sevişmeden kendilerine gelemezler. bunun için bizim gelip ellerinden tutmamızı beklerler.

heidegger: dil insanın evidir.

necip fazıl: şiirin üstün gayesi, alemlerin namütenahi kesret ifadesi içinde büyük ve merkeze doğru, iç içe remz ve sır helezonlarından kayacak, harikulade çevik ve ince bünyenin heykeltıraşlığıdır.

ahmet oktay: yazmak, bir sorunu çözümleme ya da bir sorun yaratma girişimidir.

iris murdoch: yozlaşmış, yalan söyleyen bir sanat, despotik bir toplumun temel görüntüsüdür. sanat, özellikle de edebiyat, hepimizin buluşabileceği ve güneşin altındaki her şeyin incelenip gözden geçirilebileceği bir düşünme salonudur. bu yüzden diktatörler ve platon gibi otorite yanlısı ahlakçılar tarafından korkulur ve saldırılır.

jean cocteau: şiir başka bir dile çevrilemez, yazıldığı dile bile.

pierre clastres: iktidar ilişkisi toplum içinde mutlak bir bölünme eğilimi yaratır. ve bu bakımdan, devlet kurumunun özüdür, devletin en zayıf şekilde kendini göstermesidir. buna karşılık devlet, iktidar ilişkisinin yaygınlaşmasından, buyruk verenler ile itaat edenler arasındaki eşitsizliğin daha belirgin olarak sürekli bir şekilde derinleşmesinden başka bir şey değildir.

rosa luxemburg: özgürlük her zaman farklı düşünenlerin özgürlüğüdür.

octavio paz: devrimci ve cömert bir iktidar da dahil olmak üzere, her iktidar, bir doğa yasası gereği yalnızca düşünceleri değil, aynı zamanda ayrımları etkisiz kılma ve ortadan kaldırma eğilimindedir.

"acılarımı anlatayım diye
bir dil verildi bana" (goethe)

hölderlin: dil, mülklerin en tehlikelisi verilmiştir insana; yaratarak, yok ederek ve batarak ve hep yaşayana, sevgiliye ve anaya dönerek kendisinin ne olduğuna tanıklık etsin diye.

heidegger: şiir, varoluşun ve bütün nesnelerin özünün kurucu adlandırılışıdır ve şiir tarihsel bir halkın ilkel dilidir.

hölderlin: en yüksek güç, en alçakgönüllü olandır.

herbert marcuse: sanat ve devrim, dünyayı değiştirmede -özgürleştirmede- birleşirler. ancak sanat kendi pratiğinde kendine ait gereklilikleri bırakmaz, kendi boyutunu terk etmez: işlemsel olmayan olarak kalır. sanatta politik hedef sadece estetik biçimde ortaya çıkar. hatta sanatçı kendini adamış bir devrimci olsa bile devrim pekala yapıtın içinde olmayabilir.

"erdem dolu, yine de şairce barınır
insan bu yeryüzünde" (hölderlin)

marx: insan gelişmesinin alanı zamandır. hiçbir boş zamanı olmayan, bütün hayatı kapitalist hesabına çalışması tarafından yutulan bir insan, bir yük hayvanından daha aşağıdır. o, başkaları hesabına zenginlik üreten, fizik bakımından ezilmiş ve entelektüel bakımdan alıklaştırılmış basit bir makinedir.

"ben yağmurun kum saatiyim
nice göğün düşüp öldüğü yerde
taşın ilk çağıdır yüreğim" (melih cevdet anday)

heidegger: dil, yani şiir yeryüzünden kaçmak ve üzerinde dönüp durmak için yükselip üstüne çıkmış değildir yeryüzünün. şiir, insanı ilk kez yeryüzüne getiren, onu yeryüzüne ait kılan, böylelikle ona yaşayacak bir yer sağlayan şeydir.

melih cevdet anday: şiir bilgiden doğmaz. bilim adamı bildiklerinden başka bir bilgi çıkarmak için çalışır; ozan ise meraklarından 'ben'i çıkarmak ister. bu 'ben' kendisi değildir, yaratılacak insandır.

herbert marcuse: endişesiz yaşamak, gerçekte özgürlüğün tek uzlaşmaz tanımıdır. çünkü umudun tüm özünü içerir. tinsel olduğu kadar maddi mutluluğu da.

"neye yarar şairler yoksulluk zamanında?" (hölderlin)

ahmet oktay: mutlu yazar, ölü yazardır. mutlu olmak yasaklanmıştır yazara. mutlu olabilen, yazar olmaz, yazar olmayı istemez. kafka'yı anımsıyorum: felice'ye yazar: sadece yemek saatinden yemek saatine açılan ve önüne bir tepsi sürülen, hücreden hücreye geçilen bir zindanın en dip odasında yaşamayı ister. hiçbir ödülü, güvencesi olmayan yazı için.

walter benjamin: ezilenlerin geleneği, bize içinde yaşadığımız olağanüstü halin gerçekte kural olduğunu öğretir.

marx: tüm ölü kuşakların geleneği, yaşayanların beyinlerine tüm ağırlığı ile çöker.

ahmet oktay: son kertede hepimiz kişisel yeteneklerimiz ne olursa olsun, toplumsal koşulların ürünleriyiz.