9.11.16

kara prens

iris murdoch

bir insan bedeninin belirli bir bedene karşı duyduğu dayanılmaz özlem ve onun yerini alabilecekler karşısında duyduğu kayıtsızlık yaşamın en büyük sırlarından biridir.

insanlar kendilerini gerçek anlamda, o uzun eylem süreçlerinde gösterirler; kendileriyle ilgili yarattıkları o kısa teorilerde değil.

bizler var olmak için havada asılı kalan uçuşlara mahkum değiliz, kendimizden sürekli uzaklaşıp tatile çıkarak yenileniyoruz. bizler fasılalı yaratıklarız, her zaman küçük sonlara düşer ve yeni, küçük başlangıçlar için yeniden kalkarız.

gerçek bir insan olabilmek için limitler koymak, çizgiler çekmek ve hayır diyebilmek gerekir. herkese belli belirsiz sempati göstermek, aynı zamanda bir insanı gerçekten iyi anlayabilmeyi de engelleyen bir şeydir.

insan ruhu sürekli yakınlaşmak üzere düzenlenmemiştir. aynı yerde kafese kapatılanların çektiği yalnızlık kadar gereksiz bir yalnızlık yoktur.

biz yalnızca kendimizi özdeşleştirdiğimiz şeyle ilgileniriz. aziz dediğimiz kişi kendisini her şeyle özdeşleştiren kişidir.

gerçek keder, kendisine uzanan her yolu tıkar.

eğer bir kadının yanında yıllarca yatarsan senin bir parçan haline gelir, ayrılman imkansızlaşır. dışarıdan bakan iyimserler evliliğin gücünü genellikle küçümserler.

yalnız insanlar onurlu olur. evli bir kadının onuru yoktur, tek başına kendini gösterebilecek düşünceleri yoktur. kadın, kocasının alt kategorisinde yer alır ve kocası isterse onun bilincine keder bile boşaltabilir, tıpkı suya boşaltılan mürekkep gibi.

hepimiz daha zengin, daha güzel, daha zeki, daha güçlü olmak, daha çok sevilmek ve "görünüşte" başkalarından daha iyi görünmek isteriz. gerçekten iyi olmanın verdiği yük içgüdüsel olarak dayanılmazdır.