5.10.16

uygarlığın huzursuzluğu

sigmund freud

insan zekadan yana zayıf bir yaratıktır ve yalnızca dürtü dileklerinin egemenliğindedir.

"dünyayı döndüren açlık ve sevgidir." (schiller)

yaşamın amacını belirleyen şey yalnızca haz ilkesinin programıdır. yapımız icabı yalnızca karşıtlıklardan yoğun bir zevk alabiliriz, sürekli durumlardan aldığımız zevk ise pek azdır.

wilhelm busch: derdi olanın içkisi de vardır.

fantezi tatminleri içinde ilk sırada, sanatçı aracılığıyla kendisi yaratıcı olmayan kişiler için bile ulaşılabilir kılınan sanat eserlerinden alınan zevk gelir. sanatın etkisine açık kişiler için buna haz kaynağı ve yaşamsal teselli olarak ne kadar değer biçilse azdır. ama sanatın sağladığı hafif narkoz, yaşamın sıkıntılarından geçici bir uzaklaşmadan fazlasını veremez ve gerçek sefaleti unutturacak kadar güçlü değildir.

çok sayıda insanın hep birlikte, mutluluğu garantileme ve acıya karşı korunmayı, gerçekliği sanrılı bir biçimde yeniden kurma yoluyla sağlamaya kalkıştığı durumlara özel bir önem vermek gerekir. insanların dinleri de böylesi kitlesel sanrılar olarak tanımlanmalıdır. tabii ki insan bu sanrıyı paylaştığı sürece, bunun sanrı olduğunun asla farkına varmaz.

goethe: bir dizi güzel gün kadar çekilmez şey yoktur.

uygarlık insanın mutluluk olanağının bir bölümünü bir parça güvenlik ile takas etmiştir.

uygarlık, bireyin tehlikeli saldırganlık arzusunun üstesinden, bireyi zayıf düşürerek, silahsızlandırarak ve bireyin, tıpkı ele geçirilmiş bir şehirdeki işgal kuvvetleri gibi, bir iç merci tarafından gözetlenmesini sağlayarak gelir.

insanın kötülüğe, saldırganlığa, yıkıma ve dolayısıyla vahşete yönelik doğuştan gelen bir eğilim taşıdığından bahsetmek "küçük çocukların hoşuna gitmez". tanrı insanları kendi mükemmelliğinin bir eşi olarak yaratmıştır tabii ki; kötünün yadsınamaz varlığını tanrı'nın mutlak kudret ve iyiliğiyle bağdaştırmanın ne denli zor olduğunun kendisine hatırlatılmasını istemez insan.

büyüklükleri kitlenin hedef ve ideallerine tümüyle yabancı özellik ve işlerden kaynaklandığı halde çağdaşlarının takdirini kazanmış kimi insanlar vardır.

kimi insanların, biz diğerlerinin acı verici şüpheler ve ardı arkası kesilmez denemelerle ulaşmak durumunda olduğu en derin kavrayıştan kendi duygularının girdabından hiç de çaba göstermeden çekip çıkarma becerisine sahip olduklarını fark ettiğinde, insanın iç geçirmeye pekala hakkı vardır.

"freud'a göre hayvani dürtülerle güdülenen insanın aynı zamanda uygar bir varlık olmaya çalışması trajik bir durumdur. bununla beraber freud insanın uygarlıktan vazgeçemeyeceğini de kabul eder. sonuç uygarlığın kaçınılmaz huzursuzluğudur."