11.11.13

sözde inananlar

scott adams

"bilim adamları, kavrayışlarındaki boşlukları doldurmak için sık sık kelimeler icat ederler. bu kelimeler, gerçek kavrayış elde edilene dek kolaylık sağlar. bazen kavrayış elde edilir ve geçici kelimeler daha anlamlı olanlarla yer değiştirir. daha sıklıkla, her nasılsa, yamalanmış bu kelimeler, kendilerine ait bir yaşam elde edecektir ve kimse onların geçici olarak tasarlandığını hatırlamayacaktır."

gerçek inancı takviyeye ihtiyaç duydum. "bakın" dedim, "dört milyar insan bir tür tanrı'ya ve özgür iradeye inanıyor. hepsi de yanılıyor olamaz."

"çok az insan tanrı'ya inanıyor." diye yanıtladı.

apaçık ortada olan bir şeyi nasıl inkâr edebildiğini anlamadım. "tabii ki inanıyorlar. milyarlarca insan tanrı'ya inanıyor."

ihtiyar, battaniyeye sarılı dirseğini, sallanan sandalyesinin koluna dayayarak bana doğru döndü. "dört milyar insan tanrı'ya inandığını söylüyor; fakat çok azı gerçekten inanıyor. insanlar tanrı'ya inansalardı, hayatlarının her dakikasını bu inancın izinde yaşarlardı. zenginler servetlerini ihtiyacı olanlara verirlerdi. herkes, doğru dinin hangisi olduğunu belirlemek için zıvanadan çıkardı. hiç kimse, yanlış dini seçmiş olabileceği ve sonsuz lanetlenme, kötü reenkarnasyon ya da tasavvur edilemeyen başka sonuçları seçmiş olabileceği düşüncesiyle rahat yaşayamazdı. insanlar hayatlarını, başkalarını da kendi dinlerine geçirmeye adarlardı."

"tanrı'ya inanç, dünya üzerindeki şu kısa yaşamın uyanık geçirilen her anını etkileyecek, yüzde yüz takıntılı bir adanmışlık gerektirir. fakat şu senin dört milyar sözde inanan, küçük bir kısım dışında, hayatını bu şekilde yaşamıyor. çoğunluk, dünyevi ve pratik bir fayda olarak, inançlarının yararlılığına inanıyor; fakat altta yatan gerçekliğe inanmıyorlar."

duyduklarıma inanamıyordum. "onlara soracak olsanız, inandıklarını söylerlerdi."

"inandıklarını söylerlerdi; çünkü inanıyormuş gibi davranmak, dinden faydalanmak için gerekli. diğer insanlara inandıklarını söylüyorlar ve inananların yaptıklarına benzer şeyler yapıyorlar; dua etmek, kutsal kitaplar okumak gibi. fakat gerçek bir inananın yapacağı, gerçek bir inananın yapması gereken şeyleri yapmıyorlar. eğer bir kamyonun sana doğru geldiğine inanıyorsan, yoldan çekilirsin. bu, kamyonun gerçekliğine olan inançtır, insanlara kamyondan korktuğunu söylüyorsan fakat yoldan çekilmek için hiçbir şey yapmıyorsan, bu kamyona duyulan inanç değildir. benzer biçimde, tanrı'nın var olduğunu söylemek ve sonra günah işlemeye devam etmek, masum insanlar açlıktan ölüyorken servetini arttırmak inanç değildir. inanç, en önemli kararlarını kontrol etmediğinde, bu, altta yatan gerçekliğe duyulan inanç değildir. onlar inanmanın yararına inanıyorlar."