14.10.12

ada ya da arzu

vladimir nabokov

"cennet, güzel bir kızın belindeki kurdelenin güneyine düşen yerdedir." (arap atasözü) 

yokluk her zaman çoklukla eşanlamlıdır ve boş bir zihinden daha kalabalık bir şey yoktur.

gerçek hayatta hepimiz mutlak bir boşluğun içindeki rastlantısal yaratıklarız.

"bütün eski aşklarımız cesettir ya da eş." bütün kederlerimiz ise bakire ya da orospu.

ölümün en korkunç yanı, insanın tek başına olduğunu bilmesidir.

en kısa ayrılık bile cennet bahçesinde oynanacak oyunlar için bir çeşit idman gibidir.

her insanın yazgısının yitik okları o insanın etrafına saçılmış bir halde durur.

en acılı hastalıkların sonu ölümle biten seyri sırasında, bazen son derece huzurlu tatlı sabahlar yaşanır. bu, bir hapın ya da şurubun allah rızası için verdiği şifa değil, çaresizliğin sevecen eliyle biz farkında olmadan veriverdiği ilaçtır.

mecazlar konuşmanın düşleridir.

insan, genç bir yazarın ilk kitabını yazışı sırasında yaşadığı karmaşık hazlara eşlik eden garip özlemlerle bulantılı azapları çocuk doğurmaya eş tutmak için dayanılmaz bir arzu duyar.

takdir denilen şey bazen son çelengi bekleyebilir. 

eğer hayat denen güneş saatinin bize akrebini göstermesini istiyorsak, unutmamalı ki, insanoğlunun gücü, vekarı ve hazzı gizlerini bizden saklayan gölgelere ve yıldızlara kafa tutmaktadır. 

surattaki bitki örtüsü kadar hastaları oyalayan bir şey yoktur.

geleceğin en azından bir çehresi, bir veçhesi vardır ki o da mutlak gereklilik gibi önemli bir fikri içermesidir.

güzele her şey güzel gelir.

zaman, oluşma halindeki bellekten başka bir şey değildir. tek tek her yaşamda, beşikten ölüme, aşamalı olarak oluşturulan ve pekiştirilen bir bilinç-omurgası vardır ki, bu dayanıklı zamanıdır. olmak, olmuş olduğunu bilmek demektir. olmamak ise sadece yeni bir çeşit -sahte- zaman ima eder: gelecek. saymıyorum ben bunu. hayat, aşk, kitap; bunlar gelecek tanımaz.