27.9.12

güneşe doğru

halil cibran

soyunun, ülkenin ve benliğinin yobazlığından kurtulup biraz bunların üzerine çıkabilseydin, gerçekten tanrısal olurdun.

nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim? hayır, ruhum yara almadan bu şehri terk etmeliyim. duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler, yalnızlık içinde uzun geceler.. kim acıdan ve yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir? bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki, özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki, sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam.

bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil, kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum. geride bıraktığım bir düşünce değil, açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül. yine de daha fazla oyalanamam. her şeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor, yola çıkmalıyım. çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek. buradaki her şeyi memnuniyetle yanıma alırdım; ama nasıl? bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz. boşluğu yalnız başına aramalı. ve kartal, tek başına, yuvasını taşımadan güneşe uçmalı.

yüzünü güneşe çevirmiş olanlarınızı, toprak üzerine çizilmiş imajlar durdurabilir mi? eğer rüzgarla yolculuk ediyorsanız, hangi rüzgar gülü yönünüzü çizebilir? eğer boyunduruğunuzu kırarsanız; ama başka birinin hücresinin kapısında değil, hangi kanun sizi sınırlayabilir? ve eğer dans ederseniz; ama başka birinin zincirlerine takılıp sendelemeden, hangi kanun sizi korkutabilir? orpheus halkı; davulun sesini boğabilir, bir lirin tellerini gevşetebilirsiniz; ama bir tarla kuşuna şarkı söylememesi için kim emir verebilir ki?