23.07.2016

mr. robot

bir maskeyi, artık maske olmayı bıraktığında nasıl çıkarırsın? senin kadar senin bir parçan olduğunda?

"tanrı sana yardım edebilir." tanrı bunu mu yapıyor? yardım mı ediyor? söyle bana. neden tanrı, suçlular kol gezerken sebepsiz yere ölen arkadaşıma yardım etmedi? tamam peki. bir seferlik görmezden gelelim. onun adına çıkan savaşlar ne olacak? tamam peki. bir anlığına rastgele, anlamsız cinayetleri unutalım olur mu? peki ya ırkçı, cinsiyetçi, onun yüzünden içinde boğulduğumuz korku çorbası ne olacak? burada sadece tanrıdan bahsetmiyorum. tüm kurulu dinlerden bahsediyorum. kontrolü ele almak için oluşturulmuş özel gruplar. insanları uyuşturucu umuduyla bağlayan bir torbacı. müritleri bağımlılardan başkası değil. cehalet dopamini salgılatmak için saçmalık iğnelerini isteyen müritler. gerçeğe inanmaktan korkan bağımlılar. düzen olmadığına, güç olmadığına, tüm dinlerin vücuda yayılan beyin kurtları olduğuna, bizi bölmek istediklerine, böylece bizi yönetmek isteyen şarlatanların daha kolay hükmedeceklerine inanmaktan korkuyorlar. onlara göre biz kötü yazılmış bilim kurgu kitaplarına para veren hayranlarız. eğer kendi hayali arkadaşımı dinlemeyeceksem neden sizinkini dinleyeyim ki? insanlar ibadetlerini mutluluğa giden bir yol olarak görüyorlar. o size böyle sahip oluyor. ben bile gerçeklikteki bu bozulmaya inanacak kadar deli değilim. siktir et tanrıyı öyleyse. benim için yeterince iyi bir günah keçisi değil.

sahip olduğunu düşündüğün kontrol bir yanılsamadan ibaret. karım o gün arabasını sürüyordu. her şeyi doğru yaptı. her zaman emniyet kemerini takardı. elleri 10 ve 2 konumundaydı. tanıdığım en mükemmel şoförlerden biriydi. bu, sinirlerimi bozardı. hiç şerit değiştirmezdi. hız sınırının altına inip üstüne çıkmazdı. trafik lambalarında dururdu. tüm kurallara uyardı. ama bir gün, bunların hiçbir önemi kalmadı.

kontrol tek bacaklı, tek boynuzlu bir atın çifte gök kuşağının bitiminde işemesi kadar gerçektir. insanların söylediği şu saçmalığı bilir misin: "düştüğün zaman kalkmasını bilmelisin." o saçmalığı kabul etmiyorum dostum. neden biliyor musun? çünkü her şey düşmekten ibaret. başka türlüsü olamaz. karanlıkta tutunmaya çalıştığın ebedi bir vaziyet. kalkmakla ilgili değil. sendelemekle ilgili. doğru yöne doğru sendelemek. ilerlemenin tek yolu bu.

belki de asıl mesele çöküşten kaçınmak değildir. koddaki kusuru bulmak için bir kesim noktası oluşturmaktır. sonraki kusura denk gelene kadar düzeltip devam etmek. yola devam etme arayışı. dayanak bulmak için yapılan savaş. belki hepimiz doğru sorulardan yanlış cevaplara doğru tökezliyoruzdur. ya da doğru cevaplardan yanlış sorulara. nereye gittiğin ya da nereden geldiğin önemli değil, sendelediğin sürece. belki bu kadarı yeterlidir. belki en fazla bu kadar iyi olabiliyordur.

hayat bir dengeleme eylemi gibidir. hepimiz elimizden geleni yapıyoruz. acı çukurunun üzerinde gerilmiş bir ip üzerinde yürüyoruz. bu, hata yapmamız için bize cesaret veriyor.

21.07.2016

devlet

platon: devletlerin yönetimi namussuzların ve utanmazların eline bırakılırsa, bunlar iyilerin başına bela ve yıkım getirir.

marquis de condorcet: filozofların aydınlatmadığı toplumu şarlatanlar aldatır.

goethe: herhangi bir devletin niteliği hakkında en doğru bilgiyi veren, oradaki mahkeme ve ordunun niteliğidir.

mihail bakunin: en küçük, en zararsız devlet bile düşlerinde suçludur.

francis bacon: kurnazların bilge diye geçindiği bir devletten daha zararlı bir şey yoktur.

charles fourier: medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dahilere kümes.

raoul vaneigem: faşizmin bildiği tek üstün insan vardır: devlet.

server tanilli: devlet, egemen sınıfın kendi ayrıcalıklı durumunu sürdürebilmek için çoğunluğa karşı verdiği mücadelede bir araçtır.

"büyük sahtekarlıklar büyük olanaklara ihtiyaç duyar ve bunlara sadece devlet sahiptir. her tuhaf ve açıklanamayan ölüm, devletin ya da onun gizli güçlerinin bir komplosunu işaret eder." (sorti/monaldi)

dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir; babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.

elif şafak: faşizm kötülerin değil, normallerin eseridir.

edwin fuller torrey: kendi özgürlüklerinden vazgeçmeye istekli insanların bulunmadığı yerde faşizm de olmayacaktır.

19.07.2016

atasözleri


en soluk mürekkep bile en iyi hafızadan iyidir.
(çin atasözü)

direnç, ancak temel ögelere karşı sürekli mücadele sonunda elde edilir.
(yunan atasözü)

bir suçsuz insan hapiste yatacağına 99 suçlu serbest gezsin, daha iyi.
(ingiliz atasözü)

akıllı bir adam suyu geçmeden köprüleri atmaz.
(ashanti sözü)

tek bir kar tanesi, bambunun yaprağını bükebilir.
(çin atasözü)

bir kadın bir erkeğe aşıksa ona kapının deliğinden bile verir.
(fas atasözü)

tanrı'yı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset.
(musevi atasözü)

zaman ve sabır, dut yaprağını ipeğe çevirir.
(italyan sözü) 

bir ev sadece toprak üzerinde durmaz; bir kadın üzerinde yükselir.
(meksika atasözü)

köleyle şakalaşırsan sana kıçını gösterir.
(arap atasözü)

yaşlılığın kendisi bir hastalıktır.
(latin atasözü)

aşk yüzünden evlenen, mutsuz bir hayat sürmek zorundadır.
(ispanyol atasözü)

cennet, güzel bir kızın belindeki kurdelenin güneyine düşen yerdedir.
(arap atasözü) 

kan kanla yıkanmaz.
(kürt atasözü)

akıl yürekten daha çok yürür; ama daha uzağa gidemez.
(çin atasözü)

herkes aynı yöne çekseydi dünya alabora olurdu.
(musevi atasözü)

ev hazır olunca kapıyı çalar ölüm.
(arap atasözü)

17.07.2016

reichstag yangını


1933 yılının 26 şubat akşamı alman millet meclisi binasının dört bir tarafından alevler fışkırmaya başladı. siyasal tarihte "reichstag yangını" diye anılan büyük olay başlamıştı. hitler göğe yükselen alevlere bakarak yanındakilere,

"şimdi artık sosyalistleri demir yumrukla yok etmemize kimse engel olmayacak." diye sesleniyor, hitler'in propagandacısı dr. goebbels de,

"bu bir sinyal ateşidir." diye bağırıyordu. ertesi gün hitler yanlısı gazeteler bu başlıkla çıktı:

"sinyal ateşi."

hitler, yakın çalışma arkadaşları ile konuşarak kesin emirlerini verdi:

"bütün sosyalistler tutuklanmalıdır."

yangının nedeni henüz belli olmadan, gece saat 11'de devrimci milletvekilleri, yazarlar, sendikacılar, öğrenciler, hukukçular, birer birer evleri basılarak tutuklanıyordu. ülkedeki bütün ilericiler, "anarşi çıkarma", "milli bütünlüğü parçalama" gibi gerekçelerle suçlanmaktaydı. anayasal özgürlüklerin hepsi bir gece içinde yürürlükten kaldırılmıştı. dr. goebbels hatıra defterinde bu olayı şöylece tanımladı:

"führer ile olan konuşmamızda sosyalistlere karşı açılacak savaşın ana hatlarını çizdik. şimdilik doğrudan doğruya karşı tedbirleri almaktan kaçınacağız. devrim girişimi bundan önce alevlenmelidir. uygun bir anda darbemizi indireceğiz."

"uygun an", alman millet meclisi binasının yakılmasıydı. bu yangın ustaca planlandıktan sonra faşizm saldırıya geçti. bütün ilerici aydınlar tutuklandı, küçük burjuva ilericileri susturuldu, anayasal haklar ortadan kaldırıldı, binlerce kitap sokak ortalarında yakıldı. hitler ve yakınları bu yangın için,

"tanrısal belirti.. bir devri başlatan sinyal ateşi.." diyordu kendi aralarında.

bu yangını çıkarmaktan sanık olarak bulgar sosyalisti georgi dimitrov tutuklanarak yargılanmaya başlandı. fakat hitler'in savcıları dimitrov'u suçlayacak bir tek kanıt bile bulamadılar. dimitrov, sonradan dünya adalet tarihine geçecek bir savunmayla kendi suçsuzluğunu kanıtladı. dimitrov, alman millet meclisini yakma suçuyla tutuklandığı zaman verdiği dilekçede,

"bir sosyalist olarak bireysel terörizme karşıyım. çünkü bu davranışlar, yığınların ekonomik ve politik mücadelesiyle bağdaşmamaktadır." demekteydi. yargılama sonunda dimitrov beraat etti.

bu savunmayla birlikte bazı olaylar da aydınlanmaya, yangının goebbels'e bağlı ss militanlarınca çıkarıldığı yolundaki belirtiler de su yüzüne çıkmaya başladı.

hitler rejimi, nasyonal sosyalizmin egemenliğini kurabilmek için bu tür olaylardan yararlanmak istiyor ve devletin bütün olanaklarını bu amaçla kullanıyordu.

15.07.2016

dizeler

william shakespeare



yarayla alay eder, yaralanmamış olan

doğduğumuzda ağlarız
çünkü bu büyük maskaralar sahnesine çıkarız

yaşam dediğin nedir ki, yürüyen bir gölge
bir zavallı kukla bu sahnede
bir saat baş sallayıp çekip gidecek
sonra bir daha asla görünmeyecek

doğru yolda bir kişiye
yoldan sapan bir milyon kişi düşüyor yeryüzünde

herkesi sev, azına güven, haksızlık etme hiç kimseye
kaba güçle değil zekanla çık düşmanın karşısına
kendininmiş gibi savun dostunun hayatını
gevezeliğin için değil, suskunluğun için kızsınlar sana

en sefil dilencinin bile
ihtiyacından fazlası bulunur çıkınında

doğruya renk gerekmez, onun rengi kendindendir
güzellik fırça istemez kendi resmini çizmeye
katıksız olursa ancak, mükemmel hep mükemmeldir

gerçek ümit kuş gibidir; kanat açıp uçtuğunda
kralı ilah yapar, sıradan insanı da kral

kendini boşuna harcamış olur insan
dilediğine erer de sevinç duymazsa
yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi
yıkmakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa

hırsızca kaçıp gitmek suç sayılmaz
yüreklerin taş kesildiği yerden

her şey boş artık bu yalan dünyada
her şey bir oyuncak artık sadece
büyüklük, insanlık öldü
hayatın şarabı alındı gitti
tortusu kaldı yalnız bu karanlık mahzende

13.07.2016

seçkin insan

friedrich nietzsche

dans eden bir yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır.

bazı insanlar kendi güneş sistemlerinde yaşarlar; onları orada ziyaret etmek gerekir.

derinden acı çeken her insanın ruh yüceliği ve nefreti, acılara en kurnaz, en bilgenin bile bilebileceğinden daha bilgili kılar onu; sizin hiç bilmediğiniz, birçok uzak, dehşetli dünya tanır; evinde gibidir, onlarda.

bir şey, soyu ne kadar yüksek olursa o denli nadir başarı elde eder.

gününün üçte ikisini kendisine ayırmayan herhangi biri, kim olursa olsun; ister devlet adamı, ister iş adamı, ister resmi görevli, ister bilgin olsun, esasen bir köledir.

daha üstün insanla senli benli olmak çileden çıkarıcıdır; çünkü karşılığı alınamaz.

gururlu bir yüceliğe erişmek isteyen ağaç fırtınalı hava ister. yaratıcılık ve keşif de acıda saklıdır.

bütün güzel şeyler kendini insanlığın kalbinden korumak için korkutucu ve canavarca bir maske takmak zorundadır.

her seçkin insan, güdüsel olarak, kalabalıktan, çokluktan, çoğunluktan kurtulduğu, onlardan ayrı biri olarak, kural adamlarını unutabildiği, sığınacağı kalesinin ve gizliliğin peşinde koşar.

çiy, gecenin en sakin saatinde düşer çimene.

yeni gürültüler yaratanların değil, yeni değerler yaratanların etrafında döner dünya; ama sessizce.

11.07.2016

ateizm

ali ismail korkmaz

ister istemez her zeki, akıllı, aklı başında insanın ateist olduğunu düşünüyorum.

dinler; insanlar ayaklanmasın, isyan etmesin, haline şükretsin diye pezevenkler tarafından uydurulmuştur.

müslümanlar en tehlikeli insanlardır. beyni yıkanmış, kuran saçmalığında yazan şeyleri uygulamaya kendini adamış birer aptaldırlar.

allah'la şeytan bir iddiaya girmiş, ceremesini biz çekiyoruz. taşa çevirdiği lut kavmi'ni neden ertelememiş? keyfine göre mi hareket ediyor? allah'ın adaleti sorgulanmamalı mı?

şeriat isteyen kadın, kurban bayramı isteyen koyun gibidir.

siyam ikizlerine, fiziksel engellilere bakıp üzülmesi gereken yerde haline şükreden, onları lütuf olarak gören kişiye "müslüman" denir.

o kadar acizler ki, her şey illa doğaüstü varlık tarafından yönetilmek zorunda onlara göre. gerçeklere sırt çeviriyorlar.

tanrı insan modelini yaratırken hatalı yaratmış olmalı ki, insan her zaman tanrı'nın yasakladıklarına eğilimli olmuş. burada suçlu olan kimdir?

ateizm, gerçeklerle yüzleşebilmektir. ateizm, karşılıksız iyiliktir.

via twitter.com

9.07.2016

canın cehenneme!

25th hour

"senin de canın cehenneme! senin, bu koca şehrin ve içinde yaşayan herkesin canı cehenneme!

arkamdan gülümseyen dilencilerin canı cehenneme! arabamın temiz camlarını kirleten çekçekli adamın canı cehenneme! git de kendine bir iş bul! hurda taksilerini son sürat süren, derilerinden yayılan köri kokulu, günümü berbat eden sih ve pakistanlıların canı cehenneme! teröristler!

parklarımda oral çeken, kanal 35'te penislerini sallayan tüysüz göğüslü ve iri pazılı chelsea oğlanlarının canı cehenneme! fahiş fiyata plastiğe sarılı meyve ve çiçek satan koreli manavların canı cehenneme! on yıldır buradalar, hala ingilizce bilmiyorlar.

brighton beach'teki rusların canı cehenneme! kafelerde oturup ağızlarında kesme şekerle küçük bardakta çay içen gangsterlerin canı cehenneme! dolandırıcılar! geldiğiniz yere geri dönün!

kirli gabardinler içinde 47. sokakta dolanıp güney afrika elmasları satan siyah şapkalı hasidlerin canı cehenneme! wall street simsarlarının canı cehenneme! kainatın efendileri. çalışkan insanları gözü kapalı soymaya çalışan piç kuruları. o sorumsuz piç kuruları ömür boyu hapiste yatmalı!

bir arabaya 20 kişi binen puerto ricoluların canı cehenneme! hepsi devletten yardım alıyor. en berbat gösteriler onlarınki. dominikanlardan hiç söz etmeyeyim. puerto ricolular onların yanında iyi kalıyor.

saçları briyantinli, naylon spor ceketli ve st. anthony madalyonlu, ellerinde beysbol sopası olan, ''sopranolar''ın elemelerine katılan bensonhurst italyanlarının canı cehenneme!

hermes eşarpları olan ve balducci'den 50 dolara enginar alan üst doğu yakası kadınlarının canı cehenneme! aşırı besili yüzleri gergin ve parlak görünecek şekilde çekilip gerilmiştir. aslında kimseyi kandıramıyorsun, tatlım!

banliyödeki zencilerin canı cehenneme! pas atmaz, defans oynamaz, potanın yakınından basket atmaz ve her şey için beyaz adamı suçlarlar. kölelik 137 yıl önce sona erdi. artık geçmişi geride bırakın!

anüse cop sokan, 41 el ateş eden, yanlış yapan meslektaşını koruyan yoz polislerin canı cehenneme! güvenimize ihanet ediyorsunuz!

elini bir çocuğun pantolonuna sokan rahiplerin canı cehenneme! onları koruyan, bizi kötülüğe yönelten kiliselerin canı cehenneme! konu açılmışken, isa'nın da canı cehenneme! paçayı  ucuz kurtardı. çarmıhta bir gün, cehennemde hafta sonu boyunca kaldı ve meleklerin ilahileri sonsuza dek onun için söylenecek. otisville'de yedi yıl yaşamayı denesene isa!

usame bin ladin, el kaide ve mağaralarda yaşayan bütün piç kurusu kökten dincilerin canı cehenneme! ölen binlerce masumun adına yetmiş ikişer fahişenizle sonsuza kadar cehennemde jet yakıtından alevler içinde kavrulmanız için dua edeceğim. irlanda kraliyeti'nden kıçımı öpün havlu kafalı deve binicileri!

bu şehrin ve içinde yaşayan herkesin canı cehenneme! astoria'daki sıra evlerden, park caddesindeki çatı katlarına kadar; bronx'un tipik evlerinden, soho'daki tavan arası evlere kadar. alphabet city'deki kiralıklardan, park slope'deki kumtaşı evlerden staten island'daki dublekslere kadar. depremle parçalansınlar. alevler arasında kalsınlar. şehir kül haline gelsin, sular yükselip farelerin kuşattığı şehri sular altında bıraksın!"

7.07.2016

dizeler


pek çok şafak vardır
henüz ışıldamamış olan
(friedrich nietzsche)

bu sabah kalktım ve bir bira daha içtim
gelecek belirsiz ve son hep çok yakında
(jim morrison)

ben büyük rüzgarları severim, büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer günü uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

zamanın soytarısı değildir sevgi
o değişmez kısacık günlerle haftalarla
direnir ve katlanır mahşerin ucuna dek
(william shakespeare)

bendim, diyor bir eski zaman kuğusu
şahane ve umutsuz kanat sıyıran
(stephane mallarme)

sevme, içme ve tembellik dışında
tembellik edelim her şeyde
(gotthold ephraim lessing)

anlaktır, uyanıklıktır doğuran ve düşleyen
uykudur açık seçik gören
imge ve sanrıdır bakan
eksiklik ve boşluktur yaratan
(paul valery)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim bir tanem biliyorum da
şimdilik bağışla
(turgut uyar)

değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize
(algernon charles swinburne)

yine özgürlük! yine senin bayrağın, yırtılmış ama uçuyor
rüzgara karşı yıldırım gibi dalgalanıyor
(lord byron)

5.07.2016

din

jean-paul sartre: cehennem başkalarıdır.

montaigne: insanlar tamamen delirmiştir; bir solucan bile yaratamazken, düzinelerce tanrı yaratmışlardır.

elbert hubbard: bir mistik, ortadaki gerçeklerin karşısında kafası karışan; fakat var olmayan şeyleri anlayabilen bir insandır.

james frazer: insanların ölüm korkusunun, ilkel dinin ortaya çıkışında en etkili güç olduğuna inanıyorum.

karl marx: bir mutluluk yanılsaması olan dinin, gerçek mutluluğa ulaşmak için yürürlükten kaldırılması gerekir. onun koşullarındaki yanılsamalardan vazgeçme talebi, yanılsamalara ihtiyaç duyan bir koşuldan vazgeçme talebidir.

jean rostand: bir insanı öldüren kişi katil, bir milyon insanı öldüren kişi fatih, hepsini öldüren ise tanrı olur.

schopenhauer: eğer halka duyuru yapılarak tüm ceza hukukunun yürürlükten kaldırıldığı ilan edilseydi, ne sizin ne de benim, buradan evimize dini güdüler tarafından korunarak gidecek cesareti bulamayacağımızı düşünüyorum. eğer aynı şekilde, tüm dinlerin asılsız olduğu ilan edilseydi, hepimiz, sadece kanunların koruması altında, endişelerimiz ve aldığımız tedbirler artmaksızın, eskisi gibi yaşamayı sürdürebilirdik.

george santayana: yaşam ve ölümün tedavisi yoktur; ikisi arasında eğlenmeye bakın.

eric hoffer: insanları meleklere dönüştürmek isteyen bir kurtarıcı, insan doğasından en az onları kuklalara dönüştürmek isteyen totaliter bir despot kadar nefret eder.

karl popper: gerçek bir rasyonalist, kendisinin ya da bir başkasının hakikati elinde tuttuğunu düşünmez; bir fikrin kabul edilmesinin ya da reddedilmesinin asla tamamen rasyonel bir mesele olmadığının farkındadır.

jiddu krishnamurti: hakikat, yolu olmayan bir ülkedir. bir inanç tamamen kişisel bir meseledir; onu düzenleyemezsiniz ve düzenlememeniz gerekir. eğer bunu yaparsanız ölür ve kristalize olur; diğerlerine empoze edilecek bir öğreti, bir mezhep, bir din haline gelir.

tennessee williams: cehennem kendinizsiniz.

3.07.2016

çürümek

samuel beckett

herkese, er ya da geç, yazın uzun sevinçlerini bekleyen sineklere imrenme duygusu gelir.

çürümek de yaşamaktır.

sıkıntıdan patlayacağız, inkar edemeyiz bunu. güzel. peki. bir değişiklik oluverince ne yapıyoruz? fırsatı kaçırıyoruz. hadi işe koyulalım. birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.

iğrençse, biçimden yoksun değildir.

önce yürümeyi öğren, sonra yüzme dersleri alırsın.

yalnızca karanlıkta karşılaşabilir insanlar.

geriye baktığımızda, kendimizin dışında her şeyden söz ettiğimizi görüyorum.

biz tükenmeyiz. düşünmeyelim diye. özrümüz var. işitmeyelim diye. nedenlerimiz var. bütün ölü sesleri. kanat çırpar gibi bir gürültü çıkarır. yapraklar gibi. kum gibi. bir ağızdan konuşur hepsi. her biri kendi kendine. fısıldarlar daha çok. hışırdarlar. mırıldanırlar. hayatlarından bahsederler. yaşamış olmak onlara yetmez. bir de bahsetmeleri gerekir. ölmüş olmak onlara yetmez. yeterli gelmez. tüy sesi çıkarırlar. yapraklar gibi. kül gibi. mizaç meselesi. karakter. elden bir şey gelmez. çırpınsak da nafile. neyse odur insan. mücadele nafile. aslı değişmez insanın. yapacak bir şey yok.

günün birinde sağır olacağız. günün birinde doğduk, günün birinde öleceğiz. bir ayağımız mezarda dünyaya getirirler bizi, güneş bir an parıldar, sonra yeniden gecedir.

1.07.2016

kültür endüstrisi

max horkheimer / theodor w. adorno

kültür endüstrisi durmaksızın vaat ettiği şeylerle tüketicisini durmaksızın aldatır. olay örgüleri ve ambalajla verilen haz senedinin vadesi sürekli uzatılır; aslında yalnızca vaatten ibaret olan bütün bu gösteri haince bir biçimde, hiçbir zaman gerçekleşmez; yemek yemeye gelen müşteri menüyü okumakla yetinmelidir. bütün o parlak adlar ve imgelerin uyandırdığı arzular içindeki insanların önüne, tam da onların kaçmak istedikleri o renksiz günlük yaşamın övgüsü konur.

tabii, sanat yapıtları da cinselliğin sergilenmesinden ibaret değildi. ama doyumun esirgenişini olumsuz bir şey olarak yansıtarak, dürtünün aşağılanışını adeta tersine çevirip esirgenen doyumu dolaylı da olsa kurtardılar. estetik yüceltmenin sırrı budur: doyumun gerçekleşmesini kırık dökük bir biçimde sergilemek. kültür endüstrisi yüceltmez, baskılar. arzunun nesnesini, kazağın içindeki göğüsleri ya da atletik kahramanın çıplak gövdesini sürekli sergileyerek, doyumun esirgenmesi alışkanlığıyla çoktandır mazoşist kılınarak güdük bırakılan yüceltilmemiş ön-hazzı kışkırtır yalnızca. hiçbir erotik sahne yoktur ki, kışkırtıcı imalar ile ima edilen o noktaya kesinlikle varılmaması gerektiğine ilişkin göndermeleri bir arada barındırmasın.

istatistik çağında kitleler beyaz perdedeki milyonerlerle özdeşleşmeyecek kadar uyanık; ama büyük sayılar yasasından bir an olsun ayrılmayacak kadar da kalın kafalıdırlar. ideoloji kendisini olasılık hesabında gizler. şans herkese gülmez; ancak piyango kime vurursa, daha doğrusu üstün bir güç -bu, çoğu kez durup bıkmaksızın arayış içindeymiş gibi sunulan eğlence endüstrisidir- kimi seçerse ona güler. yetenek avcılarınca keşfedildikten sonra stüdyoların büyük kampanyalarıyla şişirilen insanlar yeni, bağımlı orta sınıfın ideal tipleridir.

29.06.2016

uzun lafın kısası

marcus aurelius: yine bugün bir sahte vekara, bir yalancıya, bir haksıza, bir akılsıza rastlayacağım. 

sevgi soysal: düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra karanlıktan korkmayan biri olursun.

andre luguet: hayatta en karanlık saat bile altmış dakikadan fazla sürmez.

jean-françois bayart: insanlar bir şeyi yadsıdıklarında değil de daha çok onu sahiplendiklerinde onunla çatışma yoluna giderler.

felicien challaye: her ulusal dinin yarattığı "sürü gururu"nu, kolektif biçimde kendine hayranlığı kabul etmek olanaksızdır.

hubert dreyfus: hayat artık evrendeki ilgi çekici her şeye seyirci kalıp bu tür eğilimi olan insanlarla iletişim kurarak can sıkıntısını def etmekten ibarettir.

zygmunt bauman: hükmedilenlerin akılsallığı daima hükmedenlerin silahıdır. 

herakleitos: her şey değişiyorsa insanın umudunu bir ana bağlaması anlamsızdır. iyi ya da kötü zamanlar yoktur, sadece değişen zamanlar vardır.

nihat behram: bir an vardır, uğruna ölüme gidilir. işkence acıları unutulur, onurlu ve dik yaşamak iz bırakır hayatta.

27.06.2016

tanrı ve evren

marvin minsky: evreni yaratan nedir ve bunu neden yapmıştır? yaşamın amacı nedir? hangi inançların doğru olduğuna nasıl karar verebiliriz? neyin iyi olduğunu nasıl söyleyebiliriz? bu sorular yüzeysel olarak birbirlerinden farklı görünüyor; fakat hepsi yanıtlanmalarını imkansız kılan ortak bir özelliği paylaşıyor: hepsi döngüsel! asla nihai bir yaratıcıya ulaşamazsınız; çünkü her zaman bir soru daha sormanız gerekir: "bu yaratıcıyı yaratan nedir?" asla mutlak bir amaca ulaşamazsınız; çünkü her zaman şunu sormak zorunda kalırsınız: "o halde, bu ne amaca hizmet ediyor?"

woolsey teller: evrenin insanlar için yaratıldığı söylemi gerçekten zavallıcadır. sadece bizim galaksimizde 300 bin milyondan fazla yıldız vardır ve hepsinin toplam ağırlığı bizimkinin ölçülerinde 270 bin güneşe eşittir. bu, bizim dünya sistemimizin ortaya çıktığı hammadde, muhteşem kozmik hamurdur. bu sadece bir ekmek kırıntısını fırına vermek için güneş kadar büyük bir hamur yoğurmak gibidir. bu kadar fazla malzemeyi boşuna kullanan bir fırıncıya ancak budala denilebilir. zeka seviyesi bir idiyotunkinden daha yüksek olan hiç kimse, eğlence için milyarlarca küreyi döndürmek ya da onları zeki olduğunu kanıtlamak için amaçsızca etrafa fırlatmak gibi çılgınca "projeler" tasarlamaz.

david brooks: eğer ezelden beri var olan bir "ilk neden" olduğunu varsaymak mantığa uygunsa, evreni oluşturan maddelerin ezelden beri var olduklarını varsaymak neden mantıksız kabul edilir? bilinmeyeni bilinen sayesinde açıklamak mantıksal bir süreçtir. bilineni bilinmeyen yoluyla açıklamak ise teolojik deliliğin bir çeşididir.

john burroughs: geceleri gökyüzüne baktığımda, karşımda bir tanrının eserini görmüyorum. üzerine herhangi bir şey söylemenin yersiz kaldığı bir güçle karşı karşıya kalıyorum. herhangi bir kişiliğin izine rastlamıyorum. evren insani olmaktan çok uzak. görüşlerimizi keşfedilen olguların insan için şekillendirildiğine değil, insanın bu olgulara göre şekillendiği yönünde değiştirmeliyiz. hava onun akciğerleri için yaratılmamıştır; fakat hava var olduğu için onun da akciğerleri vardır. ışık onun gözleri için yaratılmamıştır; fakat ışık var olduğu için onun da gözleri vardır. doğanın tüm güçleri kendi yollarında ilerlemekte ve insanlık onlardan kazanç sağlamakta ya da elinden geldiğince faydalanmaktadır. ürpertiye alışmalıyız ve de alışacağız. kozmik ürpertiye. dini içgüdülerimiz bunu daha da zor kılacaktır.

25.06.2016

cezmi or kupası

ülkü tamer

bir ilkbahar günü inönü stadı'ndayız. adı o kadar değişti ki, inönü müydü, dolmabahçe miydi, mithatpaşa mıydı, şimdi hatırlamıyorum. 50'lerin hemen sonunda ya da 60'ların hemen başında bir beşiktaş maçı olduğunu biliyorum. maç beşiktaş maçı olunca mutlaka kemal özer'le gitmişizdir. o gün kemal'le miydik, doğrusu onu da çıkaramıyorum. ama belleğimde pırıl pırıl kalan bir anısı var maçın.

devre arasında eski açık tribünün altındaki dev kapı açıldı. herkes "ne oluyor?" diye birbirine sorarken hoparlörden yanıt geldi:

"sayın seyirciler, bugün ünlü atletimiz cezmi or'un ölüm yıl dönümü. sporcumuzun anısına bir koşu düzenlenmiştir. bebek'te başlayan koşu biraz sonra stadımızda sona erecektir."

aradan iki dakika geçti geçmedi, bir atlet göründü kapıda. alkışlar arasında piste girdi. arkasında 20-25 atlet daha.. koşu bitti. cezmi or kupası'nı kazanan atlete ödülü verildi. ikinci, üçüncü de madalyasını aldı. hepsi yine alkışlar arasında soyunma odasına gitti. takımlar sahaya çıktı. maçın ikinci yarısı başladı.

bitime on dakika kadar kala, stadın kapısında daha öncekilerden yaşlı bir atlet belirdi. piste girdi o da. maç oynanırken koşmayı sürdürdü.

kısa bir sessizlik oldu tribünlerde. şaşkınlık atlatılınca yuhalar yükseldi. millet ağzına geleni söylüyordu bağıra bağıra. burada yazabileceğim en hafif küfür iki sıra önümüzdeki palabıyıklı adamın savurduğu "ulan inek!"ti. bunu izleyen cümleyi hiç unutmadım: "kuruçeşme'de otlamaya mı daldın da geciktin?"

yaşlıca atlet, yuhalar arasında kapalı tribünün, şimdiki yeni açık tribünün önünden geçti; numaralının önüne gelince hoparlörden o tanıdık ses yükseldi yine:

"sayın seyirciler.. biraz önce stadımıza giren atlet, cezmi or'un kardeşidir. bu koşuya ağabeyinin anısına katılmıştır."

yuhalar yerini alkışlara bıraktı bir anda. gökyüzünü "yaşa!" çığlıkları sardı.

palabıyıklı, baba recep'in frikiğini seyretmeyi bırakmış, sesinin olanca gücüyle bağırıyordu şimdi:

"ağır ol.. acele etme.. yavaş yavaş.. yaşşşaaa, aslanım!"

23.06.2016

artık tanımıyorum geceyi

odisseus elitis


artık tanımıyorum geceyi, ölümün korkunç bilinmezliğini
bir yıldız donanması demir atıyor kalbimin limanına
ey nöbetçi, akşam yıldızı, kayalık tepelerinde ben
günün doğuşunu bildirirken beni düşleyen
bir adanın üzerinde esen gök mavisi meltemin
yanı başında parıldayasın diye sen
ikiz gözlerim yelken açtırıyor sana kalbimin
gerçek yıldızıyla sarmaş dolaş; artık tanımıyorum geceyi

artık tanımıyorum adlarını beni yadsıyan evrenin
deniz kabuklarını okuyorum, yapraklarla yıldızları
nefret gerekmiyor bana gökyüzü yollarında
beni yeniden gözleyen bir düş değilse eğer
yaşlı gözlerle yürürken ölümsüzlük denizinin kıyısında
ey akşam yıldızı, altın ateşinin kemeri altında
artık tanımıyorum geceyi yalnızca geceyse eğer

21.06.2016

birtakım sözler

cevdet kudret

bir cuma günü bekçi kapıyı çaldı; mahalle imamının bir iş görüşmek için hamza bey'i çağırdığını bildirdi. adam giyinip çıktı.

imamın yanında muhtar ve mahalle yönetim kurulundan birkaç kişi daha vardı. oturdu. şuradan buradan konuşulduktan sonra imam asıl konuya girdi:

"hamza bey" dedi, "mahallede sizin aleyhinizde birtakım sözler dönüyor."

"sizin aleyhinizde de birtakım sözler dönüyor, imam efendi."

"ben evimde nikahsız kadın beslemiyorum."

"ben de yoksullara yardım için mahalleden toplanan paraların yarısını cebime atmıyorum. hem bunu kim haber verdi size?"

"gayri orasını bilmiyorum. mahalleli 'istemeyiz!' diyor. baskın yapmaktan filan söz ediyorlar. anladınız ya, buradan çıkıp gitmeniz gerek."

hamza bey, bu oyunu boşadığı karısının oynadığını anlamakta gecikmedi. herhalde bir gün gelmiş, imamı görmüş, muhtara yalvarmış, mahalleliye dert yanmış, ağlamış, bayılmış, aleyhindeki bu havayı yaratmıştı.

adam güldü:

"bense" dedi, "yakında bir nikah töreni yapmayı, fakirhanede mahalle komşularıma mütevazı bir ziyafet çekmeyi, imam efendiye de bolca bahşiş sunmayı düşünüyordum."

"bakın, böyle konuştuğunuz vakit sizi ne iyi anlıyorum! ben zaten söylemiştim, 'komşular' demiştim, 'bu aklı başında, sözü sohbeti yerinde bir adama benziyor; durun hele acele etmeyin, ben kendisiyle bir görüşeyim.' evet, öyle demiştim. çok şükür yanılmamışım."

hamza bey gerçi bir hafta sonra melahat'le nikahlandı; fakat ne imama ne de mahalleliye olan vaatlerini yerine getirdi; onlardan böylece öç almış oldu.