28.11.19

prekarya: yeni tehlikeli sınıf

guy standing

hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.

prekarya, "precarious" (güvencesiz) sıfatı ile "proletariat" (proletarya) isminin birleşmesiyle oluşan yeni bir terimdir.

prekaryaya dahil olanların kendilerine saygısı yoktur ve yaptıkları işin de sosyal değeri bulunmaz. başarılı olsunlar ya da olmasınlar, saygıyı başka yerlerde ararlar. eğer başarılı olurlarsa, çok da kabul görmeyen ve geçici olarak yaptıkları işlerine atfedilen nafilelik duygusu azalabilir; zira statü konusundaki engellenmiş olma duygusu da aynı şekilde azalacaktır. ancak prekaryada sürdürülebilir öz saygı bulma hüneri kesinlikle yeterli değildir. sürekli olarak bir şey yapıyor olmaya karşın yalnız bir kalabalık içerisinde izole olma tehlikesi mevcuttur.

dünyanın her yerinde sağ politika, kamuda ücretleri, sosyal hakları ve istihdam güvenliğini budamaya dair saldırıları yoğunlaştırmak için ekonomik durgunluğu kullandı.

dünyada sayıları bir milyarı aşan 15-25 yaş arasındaki gençler, tarihin en geniş genç nüfusunu oluşturuyor ve gelişmekte olan ülkelerde de çoğunluğu oluşturuyorlar. dünya bir taraftan yaşlanıyor olabilir ama gençlerin de sayısı oldukça fazla ve onların canını sıkacak çok şey var.

güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle daha fazla sayıda genç erkek, ihtiyaç olur diye aileleriyle beraber ya da onlara yakın yerlerde yaşıyor ki bunların bazıları kırklı yaşlarda olabiliyor.

"işlerimiz ve yaşadığımız evler kısa dönemli sözleşmelere dayanıyor. hayatlarımız dolambaçlı yollardan müteşekkil. birçoğumuz için hayatlarımızdaki tek sabit nokta, çocukluğumuzun geçtiği ev. ülkeyi hayata döndürecek nesil bir türlü harekete geçemiyor. bu arada borçlarımız büyüyor, işler giderek azalıyor ve hayatlar da zorlaşıyor." (ed howker & shiv malik)

çağlar boyunca eğitim, aklın olgunlaşmamış kapasitesini geliştirmesine yardımcı olacak, özgürleştirici, sorgulayıcı ve sistemi alaşağı edebilecek bir süreç olarak düşünüldü. aydınlanma'nın özünde insanın dünyayı şekillendirip kendisini de öğrenme ve tefekkür aracılığıyla daha düzgün bir birey haline getirebileceği düşüncesi yatar. piyasa toplumunda bu rol, giderek marjinalleştiriliyor.

sovyetlerdeki eski bir şakaya göre işçiler şöyle diyorlar: "biz çalışıyor gibi yapıyoruz, onlar da bize para veriyor gibi yapıyorlar." bu şakayı günümüzde eğitim için şöyle uyarlayabiliriz: "onlar öğretir gibi yapıyorlar, biz de öğreniyor gibi yapıyoruz." elitler açısından değil ama çoğunluk açısından aklın basite indirgenmesi bu sürecin bir kısmı. dersler, geçme oranları yükselsin diye basitleştiriliyor.

"yaşadığımızı kanıtlamanın tek yolu ölmek. belki de foxconn çalışanları ve bizim gibi kırdan göçüp gelen işçiler için ölüm, yaşadığımızı belgelemenin tek yolu. hayatta kaldığımız dönemde elimizde ümitsizlikten başka bir şey yoktu." (foxconn'daki on ikinci intihar girişiminden sonra çinli bir işçinin bloğundan)

saat dilimlerinin işe yaraması, doğal olarak gün ışığına ve toplumsal olarak da iş günü fikrine alışmış olmamızdan kaynaklanıyor. vücut ritmimiz, gün ışığı ve karanlıkla uyumlu olarak işliyor. uyuyup rahatladığımızda günün yorgunluğunu da atmış oluyoruz. ancak küresel ekonominin insan fizyolojisine hiç saygısı yok. küresel piyasalar 7/24 çalışan bir makine; uyumuyor ya da dinlenmiyor. insanların gün ışığına, karanlığına, gecesine ya da gündüzüne saygısı yok. zamana dair geleneksel alışkanlıklar, ticaretin ve çağın totemi olan rekabetçilik önündeki katı engeller olarak algılanıyor ve esneklik prensibine de aykırı görülüyor. eğer bir ülke, firma ya da kişi 7/24 zaman kültürüne adapte olmazsa bunun bir maliyeti olacaktır. artık "erken kalkan yol alır." sözü çok da geçerli değil; zira uyumayanların başarılı olduğu bir toplumda yaşıyoruz.

prekaryayı daha yakından ilgilendiren şey ise meslek içi eğitim değil, "meslek için eğitim." kişisel gelişim, istihdam edilebilirlik, bağlantılar kurmak (networking), pek çok farklı alanda mevcut düşünce biçimleriyle bağlantı halinde kalabilmek için bilgi toplama becerisi, bu tarz faaliyetlerden bazıları. "vaktinizin %15'ini alanınızla ilgili eğitime ayırın." diyen bir danışman ayrıca "öz geçmişinizi her yıl yeniden yazın." tavsiyesinde de bulunuyor. başkalarını etkileme, kendini pazarlama ve olabildiğince farklı alanı kapsaması beklenen ve kişiyi yeterince yıpratan bu cv yenileme süreci oldukça zaman alıyor. bir taraftan ne kadar özel olduğumuzu göstermeye çalışırken diğer taraftan da herkesin yaptığı standart şeyi yapmamız, aslında yabancılaşmaya neden oluyor. prekarya ne zaman bunlara dur diyecek?

iyi bir toplumun empati kurabilen ve kendisini başkasının yerine koyabilen insanlara ihtiyacı vardır. empati ve rekabet duyguları sürekli olarak bir gerilim içindedir. rekabetin başladığı dönemlerde insanlar başkalarından malumatları, birtakım gerekli iletişim bilgileri ve çeşitli kaynakları, rekabet avantajını kaybetmemek amacıyla gizlerler. başarısızlık veya sadece sınırlı bir statü elde etmeye dair korku, empati kurulmasının kolaylıkla önüne geçer.

naomi klein, küreselleşme dönemini serbest piyasa yanlısı değil, siyasetçilerin destek karşılığında özel sektör aktörlerine kamu kaynaklarını peşkeş çektiği bir eş dost kapitalizmi olarak tanımlamıştı. eğer devlet eş dost tarafından ele geçirildiyse neden güçlü devleti savunmak gereksin ki? gerçek şu ki sermayeye yönelik sübvansiyonlar, siyasi ve ekonomik amaçlar için kullanıldı. buradaki kaba mantık da şuydu: bir siyasetçi ya da parti medya baronları gibi güçlü çıkar odaklarına sübvansiyon vermiyorsa bir başkası elbet verecektir. siz finansal yatırımcılara veya vergi nedeniyle başka yerlere giden zenginlere destek sağlamazsanız bir başka ülke bunu illaki yapacaktır. bir dizi sosyal demokrat işte bu kaba fırsatçılığın pençesine düştü ve bu süreçte bütün inanılırlıklarını yitirdi.

üniversitelerin girişimcilik ve işletmelere hizmet etmesi gerektiğini savunan kişiler, geçmişin entelektüellerine kulak vermeli. felsefeci alfred north whitehead şöyle diyor: "üniversitenin varoluş nedeni, bilgi ve hayat arzusunun yanı sıra eski ve yeni arasındaki bağlantıyı, öğrenmenin yaratıcı boyutu temelinde korumasına dayalıdır."

john stuart mill de rektör olduğu yıllarda şunu söylemişti: "üniversitelerin asıl amacı, insanların geçinmesine yönelik bilgilerin öğretilmesi değildir. amaç yetenekli avukatlar, doktorlar ya da mühendis yetiştirilmesi de değil. asıl amaç, yeterli ve kültürlü insanlar yetiştirilmesidir."

prekarya, eğitimin ticarileştirilmesi ilkesini reddetmeli. kültürsüz insanların durdurulması şart.

başucu kitaplığı | antoloji | oda sineması | 101 temel eser | okuma listesi | program | iletişim