12.6.17

din

bertrand russell

insandaki bu din gereksinimi nereden geliyor? sanırım her şeyden önce korkudan. çok güçsüz sanıyor insan kendini.

üç şey korkutuyor onu: birincisi, doğanın ona yapabilecekleri: yıldırım çarpması, depremde yok olmak. ikincisi, öbür insanların ona yapabilecekleri: örneğin savaşta ölmek. üçüncüsü de, işte burada dine yaklaşmaktayız, tutkularının ona neler yaptırabileceği: sessizliğe kavuşunca hayıflanacağını bildiği şeylerdir bunlar.

işte bundan ötürü insanların çoğu büyük bir korku içinde yaşar. din, kuşkularının azalmasında yardımcı olur onlara.

dinde akla uygun gelmeyen bir şey var, o da neyin önemli olduğudur. roma imparatorluğu yıkılıyordu; ama kilise ileri gelenlerinin umurunda değildi. onların kafasını kurcalayan, bekaretin nasıl korunabileceği idi. onlar için pek önemli idi bu. insanları kışkırtıyorlardı. ama sınırlara dayanan ordular ve vergi reformu onları ilgilendirmiyordu. bildikleri tek şey vardı. o şey, ülkelerinden de önemli idi.

insan türü de çöküyor bugün ve öyle kilise adamları tanırım ki en büyük sorunları suni döllenmeye engel olmaktır. bunu, sonuncumuza dek bizi yok edecek bir dünya savaşına engel olmaktan daha önemli bulmaktalar. bence oranların anlamını göremiyorlar.

insanların herkesin düşüncesini ve şaşmaz bir ahlaki saçmalığın dayandığı eğitim sistemini bozan varlığı doğrulanmamış birtakım şeylere inanmaları pek önemli sayılmaktadır. doğru ya da yanlış olduklarını araştırmadan bazı şeylere inanmak iyi, bazı şeylere inanmak kötüdür.

genel olarak bence dinlerin çok kötülükleri olmuştur. dar görüşlülüğü, geçmiş geleneklere kendini bırakmayı kutsallaştırmıştır. dahası, hoşgörmezlik ve kini baştacı etmiştir. özellikle avrupa'da hoşgörmezlikten dine aktarılabilen her şey gerçekten korkunçtur.

şunu gördüm ki tanrı'ya inanç, varlığına gösterilen kanıtlarla ters orantılı. kanıt ne kadar az olursa o kadar çok inanıyor insanlar. işler iyi gidince, inanmak zamanı gelince de inanmıyorlar. bana öyle geliyor ki, sosyal sorunların çözümlendiği gün din son bulacaktır. tersine, bu sorunlar süregeldikçe yaşayacaktır.

geçmişte örnekleri var. on sekizinci yüzyılda her şeyin sütliman olduğu sırada aydınların çoğu özgür düşünür kişilerdi. sonra fransız devrimi oldu ve ingiliz soyluları özgür düşünürlüğün insanı doğruca giyotine götürdüğünü gördüler. caydılar bundan ve kendilerini dine verdiler. viktorya dönemi bu. rus devrimi için de böyle. rus devrimi halkı dehşete düşürdü. tanrıya inanmazlarsa mal ve mülklerinin ellerinden alınacağını düşündüler ve inandılar. bu sosyal değişiklikler din için kusursuz bir ortamdır.

cehennem düşüncesini ortaya atanlar zalim insanlardır. insanların, yeryüzünde iken toplumlarının ahlakına karşı geldikleri için bağışlama şansı tanınmadan ebediyen acı çekmeye mahkum edilebilmelerini düşünmekten zevk almak insancıl duygularla bağdaşamaz. böyle düşünmek dürüst kişilerin harcı değildir.

günah duygusu, şiddet ahlakı diyebileceğimiz bir ahlakın ruhunu teşkil ediyor. vicdan azabı duymadan başkalarına acı çektirmek olanağı veriyor size; o halde kötü bir şeydir.

bir davranışın kimseye zararı olmayacaksa o davranışı suçlamak için sebep yoktur. pek eski bir tabunun kötü kabul ettiği gerekçesiyle bile suçlamamalı. bu tutumdan çıkan iyilik ya da kötülüğe bakmalı. cinsi ahlakın temeli budur. tüm ahlakların temeli budur.

hiçbir şey güvenilmeye değmez. insan inandığı her şeyde bir kuşku payı bırakmalı ve kuşkuya karşın hareket etmek gücünde olmalı.