23.1.18

kahkaha benden yana

søren kierkegaard

yeryüzündeki bütün varoluşumuz bir tür hastalıktır.

herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vakti gelir.

kitleler kadın gibidir, onlarla asla doğrudan dövüşülmez.

arkadaşlık tehlikelidir, evlilik daha da beter; çünkü erkek kadınla sürekli bir ilişkiye girer girmez kadın erkeğin mahvı olur ve öyle de kalır. arap atı gibi ateşli bir genç adamı alın, evlensin, mahvolur. kadın önce gururludur, sonra zayıflar, sonra bayılır, sonra adam bayılır, sonra bütün aile bayılır. kadının aşkı riya ve zayıflıktan başka bir şey değildir.

iki insan aşık olup da birbirleri için yaratıldıklarını düşünmeye başladıklarında ayrılma cesaretini gösterme vakti gelmiştir; çünkü devam ederlerse her şeyi kaybedip hiçbir şey kazanamayacaklardır.

dünyanın gitgide kötüye gitmesinde, sıkıntı arttıkça kötülüklerin gitgide artmasında şaşılacak bir yan yoktur. can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır.

insan umudunu kesmeden sanatsal olarak yaşayamaz; çünkü umut insanın kendini kısıtlamasını engeller.

umudun güzel rüzgarıyla denize açılmış insanı görmek ne hoş bir manzaradır! insan yedekte çekilme fırsatını bile değerlendirebilir; fakat umudun gemiye çıkmasına asla izin vermemek gerekir; hele kılavuz kaptan olarak hiç; çünkü umut sadakatsiz bir dümencidir. umut prometheus'un güvenilmez hediyelerinden biriydi; ölümsüzlerin önceden bilme yeteneği yerine insanlara umudu verdi.

nil admirari (hiçbir şeye şaşma) hakiki hayat bilgeliğidir.

en eksiksiz teori bile, dahi bir adamın "her an ve her yerdeliğiyle" ortaya çıkardıkları yanında fakir kalır.

dünya ve içindeki her şey hiçbir zaman bir kuytudan bakıldığı zamanki kadar yararlı görünmez.

hiçbir delikanlıda genç bir kızdaki hayali idealliğin yarısı bile yoktur; fakat kızın bütün idealliği yanılsamadan ibarettir.

ey ölüm, sen nelere kadirsin! en tesirli kusturucu ilaç, en güçlü müshil bile bu kadar arındırıcı bir etkiye sahip değildir.

bütün sofistlerin içinde en tehlikelisi zamandır ve tehlikeli sofistlerin içinde en düzenbazı da alışkanlık.

insan başka hiçbir şeyi bilmeden önce kendini bilmelidir.

bir yazarın en değerli niteliği daima kişisel bir üsluba, yani kendi kişiliğinin şekillendirdiği bir ifade ya da sunum biçimine sahip olmasıdır.

insan sadece başkaları için değil, kendi için de bir gizem olmalı.

insanlar genellikle dünyayı nehirler, dağlar, yeni yıldızlar, gösterişli kuşlar, tuhaf balıklar ve gülünç insan türleri görmek için dolaşır. varoluşun karşısında ağızları açık kalıp hayvansal bir sersemliğe düşerler ve bir şey gördüklerini sanırlar.

"insanın isteyebileceği en büyük onura ulaşsak da kendimizi gurura ve kibre kaptırmamalıyız."

herkesin kabul ettiği ve saygı gösterdiği nesnel bir hakikati dile getirerek akıllı olduğunu kanıtlamayı uman bir adam deli midir?

marcus aurelius carus: ruhun bilinçli hayatına dair bilginin anahtarı bilinçdışında yatar.

kibirli bir tine en çok ıstırap veren -çünkü bir mikroskoptan bakmak müthiş bir üstünlüktür- o tinsel kesinlik, her şeyin en alçak gönüllüsü, mevcut tek kesinliktir.

suskunluğun iç gözlemi bütün medeni sosyal ilişkinin koşuludur; içebakışın dışavurulmuş karikatürü bayağılık ve gevezeliktir.

tevazu, nedamet ve sorumluluk her şeyin "prensip gereği" yapıldığı yerde kolay kök salamaz.

derin türler kendilerini asla unutmazlar ve asla olduklarından başka bir şey olmazlar.

her şey bir yana, yürüme arzunu kaybetme. ben her gün sağlığıma yürüyor ve her türlü hastalıktan yürüyerek uzaklaşıyorum; en iyi düşüncelerime kendimi yürüyerek götürdüm ve şimdi insanın yürüyerek kurtulamayacağı hiçbir can sıkıcı düşünce bilmiyorum.

hareketsiz oturunca, ne kadar hareketsiz oturulursa hastalanmaya o kadar yaklaşılır.

benim hayat görüşüm papazınki gibidir: "hayat bir yoldur." o yüzden yürüyüşe çıkıyorum. yürüyüşe çıkabildiğim sürece hiçbir şeyden korkmuyorum, ölümden bile. sağlık ve kurtuluş yalnızca harekette bulunabilir. insan durmadan yürürse her şey yoluna girer. her şeyden yürüyerek uzaklaşabilirim!