9.02.2009

la misere

jack london

doğu yakası'nın tek güzel manzarası, laternacı çalarken onun etrafında dans eden çocuklardır. ne ilginçtir bu yeni doğmuşları, bir sonraki nesli ayaklarını yere vurup sallanırken izlemek. küçük sevimli taklitleri, latif buluşları tamamen kendilerine özgüdür. kasları çabuk ve rahat hareket eder, gövdeleri hafiflik içinde sıçrar, dans okullarında asla öğretilmeyen ritimleri dokurlar.

bu çocuklarla şurada, burada, her yerde konuştum. her seferinde onların da diğer çocuklar kadar zeki, hatta bazı bakımlardan daha zeki olduklarını görüp etkilendim. son derece etkin, küçük bir muhayyileleri var. macera ve fantezi dünyasına geçiverme kapasiteleri olağanüstü. damarlarında fıkır fıkır hayat kaynıyor. müzikten, hareketten, renklerden büyük haz duyuyorlar. kirin, pasağın ve giydikleri paçavraların altından, çehrelerinin ve bedenlerinin güzelliğini ele veriyorlar sık sık. fakat fareli köyün kavalcısı, tüm çocukları alıp götürüyor. kayboluyorlar. bir daha hiç kimse ne onları ne de onlara ait bir şeyi görebiliyor.

yetişkinlerin neslinde beyhude yere ararsınız çocukları. bulacağınız tek şey güdük kalmış vücutlar, çirkin suratlar, küt ve duyarsız zihinlerdir. zarafetten, güzellikten, hayal gücünden, zihnin ve bedenin direncinden eser kalmamıştır. lakin bazen bir kadın görürsünüz, ille yaşlı olması da gerekmez; fakat çarpılıp bozulmuş, kadınlığa dair ne varsa kaybetmiştir. sarhoş, şiş göbekli haliyle kirli eteklerini yukarı çekip, kaldırımın üzerinde garip, hantal bacak hareketleri yapar. onun bir zamanlar laternacının etrafında dans eden çocuklardan biri olduğunu anlarsınız. çocukluğun vaat ettiği şeylerden geriye sadece bu garip, hantal bacak hareketleri kalmıştır. beyninin dumanlı oyuklarında, bir kız çocuğu olduğu zamanların hatırası belirir. bir kalabalık toplaşır. küçük kızlar yanı başında, etrafında, onun hayal meyal hatırladığı bir zarafetle dans etmeye başlarlar; ama kadının hareketleri bunların gülünç bir taklidi olmaktan öteye geçemez. sonra soluğu kesilir kadının, gücü tükenir; sendeleyerek çemberin dışına çıkar. küçük kızlar dans etmeye devam etmektedir oysa.

durumu profesör huxley özetlesin: "şu ya da bu ülkenin büyük sanayi merkezlerindeki nüfusa aşina olanlar bilirler ki, bu büyük ve giderek çoğalan nüfusun içinde, fransızların 'la misère' dediği, ingilizcede eşdeğerinin bulunmadığını sandığım durum hüküm sürer. bu öyle bir durumdur ki, vücudun normal işlevlerini yerine getirmesi için lazım olan besin, ısınma ve giyim kuşam ihtiyacı karşılanamaz. erkekler, kadınlar, çocuklar edebin ortadan kalktığı ve en basit sağlık koşullarını elde etmenin imkânsız olduğu deliklere tıkıştırılır. buralarda sadece vahşilik ve sarhoşluk düzeyindeki hazlara erişmek mümkündür. acılar katlanarak açlık, hastalık, yetersiz gelişim ve ahlâki çöküntü şeklinde birikir. düzenli olarak, namusluca çalışmak isterken açlıkla boğuşarak geçirdiğiniz hayat, bir yoksullar mezarlığında sonlanır."

bu koşullarda, çocukların istikbali umutsuzdur. sinekler gibi ölüp giderler. ölmeyenler de hayatta kalmalarını, üstün dayanma güçlerine ve çevrelerindeki alçalmışlığa uyum sağlama kapasitelerine borçludurlar. ev hayatları yoktur. yaşadıkları deliklerde, inlerde her tür müstehcenliğe, edepsizliğe maruz kalırlar. zihinleri bozulurken, bedenleri de sağlık koşullarının kötülüğünden, aşırı kalabalıktan ve besinsizlikten ötürü bozulur. anneyle baba üç dört çocukla aynı odada yaşıyorsa, çocuklar sıçanları uyuyanlardan uzak tutmak için sırayla nöbet tutuyorlarsa, bu çocuklar asla yeterince yiyecek bulamayıp her tarafı sarmış haşeratın ısırıkları yüzünden sefil, güçsüz duruma düşüyorlarsa, hayatta kalanların nasıl erkekler ve kadınlar olacağını tahayyül etmek zor değildir.

umutsuzluk ve sefalet başlarındadır doğumdan beri; çirkin küfürler, daha çirkin gülüşlerdir, onların ilk ninnileri.

şehir sakinlerinin dörtte biri, onları fiziksel ve ruhsal olarak tüketen bir yoksulluğa mahkumdur. aynı dörtte bir yeterince yiyecek bulamamakta, sert bir iklimde yaşarken gereğince giyinememekte, barınamamakta, ısınamamakta, temizlik ve edep bakımından onları vahşilerden daha aşağı seviyeye çeken ahlaki bir bozulmaya uğramaktadır.