4.9.16

dünya ağrısı

ayfer tunç

insanın kendi kanından canından varlıklarla doldurulmuş yalnızlığı en büyük tutsaklıktır.

hayat, kayaç katmanları gibi parçalarına ayrılan değersiz bir kütledir.

anlamak her şeyi değiştiriyor.

hafızası insanın düşmanıdır. unuttum, kurtuldum sanırsın ama öyle bir şey yok. yaşanmıştan kurtulmak yok. toprağa girene kadar peşini bırakmıyor yaşanmış olan.

elden ayaktan düşünce evladın hayırsızı çok koyuyor insana.

insan yeryüzü kadar ağır bir yükü bir kadehin başında sırtından indirebilir; hiç böyle şeyler olmamış, o korkunç an hiç yaşanmamış gibi zamanın kuyruğuna takılıp gidebilir.

"insan bir uçurumdur."

yaşamanın bir sebebi yok. sebebi biz uyduruyoruz. yaşamak bu demek, hayat denen bu şeyi sürdürebilmek için sebep yaratmak.

insanın bu ülkede polisle başının derde girmesi için bir şey yapması şart değil.

hikayeler insanı kendi kuyusundan çıkarır, başkalarının kuyularına atar.

ataletin, arası iki yüz metreden ibaret olan eviyle oteline mıhladığı bir adamın biriyle kavga etmesi hayatında bir devrim olduğu anlamına gelir.

hasta bir dünyanın hasta insanlarıyız.

aşıklar mübarektir; alemde aşk olmasa köpekten aşağı olurdu halimiz.

intihar insanın elindeki büyük fikirlerden biridir.

bu şehirde yaşayanların insana ihtiyacı var, insansız yapamıyorlar. yarım saat bile kendi başlarına kalamıyorlar. bir araya gelmeleri, konuşmaları, birbirlerini iğnelemeleri lazım. birbirlerini didikleyip birbirlerine tahammül etmeyi zevk haline getirmişler. her ne olursa olsun yaşamak istiyorlar.

istediğimiz zaman gösteriden ayrılabilecek olmamız coşturucu bir fikirdir.

hayat, öyle de böyle de umutsuz bir sona bağlanıyor.