14.5.12

mülksüzler

ursula k. le guin

bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.

hiçbir zaman hiçbir şey olmuyordu. olay gerçekten çıktığında da, o hazırlıklı değildi.

ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır. o ise kendini kurtarmış, diğerlerini yitirmişti.

makineler olmasa da, kürekle kazmak veya sırtta taşımak gerektiğinde belki erkekler daha hızlı çalışır -iri olanları yani- ama kadınlar daha çok çalışır. çoğu kez bir kadın kadar dayanıklı olmayı istediğim olmuştur.

benzetmeleri kullanarak her şeyi kanıtlayabilirsin.

erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.

erkeklerin çoğunlukla anarşist olmayı öğrenmek zorunda kaldıklarını düşünüyorum. kadınlar öğrenmek zorunda değiller.

nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. eğer içinden geçebilirsen. eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen.

insan yaşamının gerçek durumu sevgidir.

tuhaf ölçüde şık, görkemli makineler olan kiralık arabalarla kent dışına çıktılar. yollarda pek fazla araba yoktu. araba kiralamak çok pahalıydı ve çok az kişinin özel arabası vardı. çünkü vergiler çok ağırdı. halkın özgür kullanımına bırakıldığı zaman, yerine konulamayacak doğal kaynakları kurutma veya çevreyi, artık ürünlerle kirletme eğilimi gösterecek bu tür bütün lüksler yasalarla ve vergilendirme yoluyla sıkı bir denetim altında tutuluyordu.

laia asieo odo: bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür.

geri dönmeyen ya da haberini iletecek gemileri göndermeyen kaşif, kaşif değildir, olsa olsa bir maceracıdır; oğulları da sürgünde doğar.

burada yalnızdı; çünkü kendini sürgün etmiş bir toplumdan geliyordu. kendi dünyasında hep yalnız olmuştu; çünkü kendini toplumundan sürmüştü.

laia asieo odo: aşırılık dışkıdır. bedende kalan dışkı da zehirdir.

çocukluğundan beri birçok bakımdan başkalarından farklı olduğunu biliyordu. bir çocuk için böyle bir farklılığın bilinci çok acı vericidir; çünkü henüz bir şey yapmamış ve bir şey yapacak durumda olmadığından, bunu mazur gösteremez. kendi açılarından farklı olan büyüklerin varlığı, böyle bir çocuğun tek güven kaynağıdır.

nezaketi uzlaşma içermiyordu. hükmetme yarışına girmediği için ona hükmetmek mümkün değildi.

anarres öğrenme merkezlerinde dersler böyle düzenlenirdi: öğrencilerin isteğiyle, öğretmenin inisiyatifiyle ya da her ikisiyle birlikte.

en alttaysan, aşağıdan yukarıya örgütlenmelisin.

o kadar cömertçe sunulan şeyleri alacak kadar güçlü değildi. bu güzel vahada kendini bir çöl bitkisi gibi kuru ve kavruk hissediyordu. anarres'teki yaşam onu mühürlemiş, ruhunu hapsetmişti; yaşam pınarları, çevresinde dolup taşıyor; ama o bir türlü içemiyordu.

bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.

kuşyemi, şehirli işçi sınıfı için üretilen popüler basın, gazeteler, yayınlar ve edebiyata argoda verilen addı.

eğer öldürmek isteseydin, buna karşı çıkarılan bir yasa seni engeller miydi? zorlama, düzeni sağlamanın en etkisiz yoludur.

bir insana onu birkaç yıl içinde öldürecek ya da sakatlayacak bir işte çalışmasını söyleyemezsiniz. neden bunu yapsın ki?

eğer çoğunlukla mekanik bir dokuma tezgahında çalışıyorsan, her on günde bir dışarı çıkıp değişik bir grup insanla birlikte boru döşemek veya tarla çapalamak hoş gelir insana.. paranın olmadığı bir yerde gerçek dürtüler belki daha açık çıkar ortaya. insanlar bir şeyler yapmaktan hoşlanırlar. yaptıkları işi iyi yapmak isterler. insanlar tehlikeli, zor işleri üstlenirler; çünkü onları yapmaktan gurur duyarlar, daha zayıf olanlara.. nasıl denir.. hava atabilirler -biz buna bencilleşmek diyoruz. hey, bakın küçükler, ne kadar güçlü olduğumu görün!

insan iyi yaptığı şeyi yapmak ister.

yüreği ona kardeşim diyen genç varlıklara uzanmak istiyordu; ama ne o onlara, ne de onlar ona ulaşabiliyorlardı. yalnız olmak için doğmuştu, kahrolası soğuk bir entelektüel, bir bencildi.

düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.

eğer gereksinmem olmayan şeyleri alırsam, gereksinme duyduklarıma hiçbir zaman sıra gelmez.

yaşam, aşağıda, soğuk karanlıkta, kayaların arasından çabucak akıp giden ırmak.

zamanı gayet safça, uzanıp giden bir yol gibi görüyordu. ileri doğru yürüyüp bir yerlere varıyordunuz. eğer şanslıysanız, gidilmeye değecek bir yer oluyordu bu.

göbek bağları hiçbir zaman kesilmeyen ruhlar var, diye düşünüyordu. hiçbir zaman evrenden kopmuyorlar. ölümü bir düşman olarak görmüyorlar, çürüyüp humusa dönüşmeyi arıyorlar.

eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. gezegenler, yaşamlar.. ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. uzaklığı ararsın, ara vermeyi. dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.

yaşamı bütün olarak görmek için tek yapman gereken şey, onu ölümlü olarak görmek. ben öleceğim, sen öleceksin; başka türlü birbirimizi nasıl sevebilirdik ki? güneş de bir gün sönecek, başka türlü nasıl parlamaya devam edebilir?

- adlarınızı bir bilgisayardan aldığınız doğru mu?
- evet.
- bir makine tarafından adlandırılmak ne sıkıcı!
- neden sıkıcı olsun ki?
- o kadar mekanik, o kadar kişiliksiz ki.
- ama yaşayan başka kimsenin sahip olmadığı bir addan daha kişisel ne olabilir?
- hiç kimse mi? tek shevek siz misiniz?
- yaşadığım sürece. benden önce başkaları vardı.
- akrabaları mı kastediyorsunuz?
- akrabalara pek önem vermeyiz; hepimiz akrabayız aslında.

onun için telefon acil gereksinmeleri, ölüm, doğum ve deprem gibi durumları bildirmeye yarayan bir araçtı. ne söyleyeceğini bilmiyordu.

takver, cinselliklerini erkeklerle güç mücadelesinde bir silah olarak kullanan kadınlara "beden satıcısı" diyordu.

insanlar genellikle birbirlerine çok yakından dikkatle bakmazlar; eğer anneyle çocuk, doktorla hasta ya da iki sevgili değillerse.

şu eski ikiyüzlülük. yaşam bir kavgadır ve en güçlü olan kazanır. uygarlığın tek yaptığı güzel sözlerle kanı ve nefreti gizlemek!

eş'siz insanların önünde birbirini okşayıp sevişmek en az aç insanların önünde yemek yemek kadar kaba bir davranıştı.

birbirini öldüren ülke adları değil, insanlar. askerler neden gidiyor? bir insan neden gidip yabancıları öldürür?

burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. siz sahipler ise sahiplisiniz. hepiniz hapistesiniz. herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu duvar, duvar!

onlarla pazarlık etmeyi düşünmüştü; ancak çok saf bir anarşistin düşünebileceği bir şeydi bu. birey devletle pazarlık edemezdi. devlet güçten başka bir para tanımaz: üstelik parayı da kendisi basar.

düşünen bir adamın işi, bir gerçekliği bir diğeri adına reddetmek değil, onu içermek ve birleştirmekti. kolay bir iş değildi.

var olduğunu bilmek, hükümeti, polisi, ekonomik sömürüsü olmayan bir toplumun var olduğunu bilmek, artık onun yalnızca bir serap, idealist bir düş olduğunu söyleyemeyeceklerini bilmek!

adalet güç kullanılarak elde edilemez.

hiçbir şeyiniz yok. hiçbir şeye sahip değilsiniz. hiçbir şey sizin malınız değil. özgürsünüz. sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.

vaadi yerine getirdik biz, anarres'te. özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. başka da pek fazla bir şeyimiz var sayılmaz. biz paylaşırız, sahip olmayız. varlıklı değiliz. hiçbirimiz zengin değiliz. hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. eğer istediğiniz anarres ise, aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor. tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. devrim'i satın alamazsınız. devrim'i yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.

insanı canlı tutan, bir yerden ötekine dolaşmak değil, zamanı kendi yanına çekmek. zamanla birlikte çalışmak, zamana karşı değil.

her zaman liste yapmaya gönüllü birileri vardır.

sana yaptırdıkları, şunun yaşayıp bunun öleceğini söylemek. insanın bunu yapmaya hakkı yok, herhangi birine yapmasını söylemeye de hakkı yok.

küçük çocuklar metin oluyorlar. kafalarını çarpınca ağlıyorlar; ama büyük şeyleri olduğu gibi kabul ediyorlar, birçok yetişkin gibi sızlanıp durmuyorlar.

gebe kadınların ahlakı yoktur. yalnızca o en ilkel kendini feda etme içgüdüsü vardır. kitabın da, eşliğin de, gerçekliğin de canı cehenneme, eğer değerli cenini tehdit ediyorsa!

odocu toplum kalıcı bir devrim olarak tasarlanmıştı, devrim ise düşünen bir akılda başlar.

doyum, zamanın bir işlevidir. zevk arayışı döngüseldir, yinelenir, zamandışıdır. izleyicinin, heyecan arayanın, rastgele cinsel ilişkide bulunanın çeşitlilik arayışı hep aynı yerde son bulur. bir sonu vardır. sona erer ve yeniden başlamak zorunda kalır. bir yolculuk ve dönüş değildir, kapalı bir çevrimdir, kilitli bir odadır, bir hapishanedir.

ölü anarşistler şehit olur, yüzyıllar boyu yaşarlar. ama ortadan kaybolanlar unutulur.

yok edemezsen evcilleştir.

entelektüeller her zaman yollarını şaşırabilirler; çünkü zaman, mekan ve gerçeklik gibi ilgisiz şeylerle, gerçek yaşamla bağı olmayan şeylerle ilgilenirler. bu yüzden kötü niyetli sapmalar tarafından kolayca kandırılabilirler.

eğer yola çıkarsan. her zaman gittiğin yere ulaşıyorsun. her zaman da geri dönüyorsun.

özgürlük hiçbir zaman çok güvenli değildir.

biz zamanın çocuklarıyız.

hiçbir şey getirmemişti. elleri bomboştu, her zaman olduğu gibi.

engels: yeni bir dünya hayal etmekle yetinilemez. o dünyayı var olan dünyanın, eski dünyanın somut, bilimsel eleştirisi üzerinde kurulabilir.

le guin'e göre, ikide bir gelip tosladığımız duvarlar, bugünümüzü yaşanmaz kılan engellerdir. bir birey olarak çevremizi saran, devletin, kapitalizmin ya da yalnızca "kamuoyu ön yargısının", çoğunluk kanaatinin duvarlarını yıkmak yeterli değildir. ulusları, ülkeleri, dünyaları ayıran duvarları yıkmak da yeterli değildir. kendimizi kendimizden, an'ı zamandan ve hangi toprak parçasında, hangi gezegende yaşarlarsa yaşasınlar tüm canlı varlıkları birbirinden ayıran duvarlar yıkılana kadar her birimizin birer "olumsuz, tersine duvarcı ustası" olmamız gerek.

içeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey.