4.11.11

taş bina ve diğerleri

aslı erdoğan

şu dünyada bir parçacık mutluluk istiyorsan, oradan oraya hoplayıp zıplayan bir kız çocuğuna dönüşmelisin.

"yaşam güzeldir. keder ve neşeyle doludur; ama gene de güzeldir. mutlu olmayı istemekten utanma."

olgular açık, uyumsuz, kaba.. yüksek sesle konuşmaya hevesli. dev taşlar gibi yığılmış olguları, önemli şeylerle ilgilenenlere bırakıyorum. beni çeken yalnızca aralarındaki mırıldanma. belli belirsiz, saplantılı. kayalar dolusu olguyu eşeleyerek elde edebileceğim bir avuç hakikatin -ya da eskiden öyle denirdi; şimdiyse bir adı yok- peşindeyim. bir ışıltının ardından derinlere, en derinlere dalıp diplere ulaşır da geriye dönmeyi başarırsam, parmaklarımın arasından kayıp gidecek bir avuç kumun, kumların ezgisinin peşindeyim. "gerçeği söylemiş olur gölgeden söz eden." hakikat, gölgelerle konuşur.

sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir; ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi.

hepimiz insanız; masaların, evrakların, kilitli kapıların, ışıkla karanlığın zıt köşelerinde bulunuşumuz yazgının talihsiz bir oyunu. yoksa özünde hepimiz aynıyız, hepimiz birer kurbanız.

sözcüklere bile geçit vermeyen gecede seslendiğin şafak, bu dünyanın henüz görmediği bir şafaktır.

hayat. o görkemli harf şöleni adına çırpınır, anlatır, dönüşür, atlatırsın.

güzel bir şey insanın geçmişi olması, gerçekten güzel hikayesini geçmiş zamanda anlatabilmesi. yoksa, insan dediğin nedir ki? yersiz bir kahkaha işte.