8.11.11

kaf dağının önü

murathan mungan

kitapların aydınlığının, ışığının herkesten esirgendiği toplumlarda kaçınılmaz bir yazgı gibi yalnızlık.

başarı, mutsuzluklara karşı en etkili ilaçtır.

insanlar aldıkları kitapların hepsini okuyamayacaklarını kendileri de bilirler; ama ömürlerinin gene de böyle bir olanağı sunabileceğini düşünmek isterler.

dünyada güzel olarak ne yapılmışsa halka rağmen yapılmıştır.

karl marx: lanetlenmeyi göze almayan bir insan hiçbir şey yapamaz.

inanılmaz öyküler yaşanır her gece. gece; karanlık, siyah ve günahtır. ve her sabah bunların acısı -kendiliğinden ya da sabahın pusuyla- diner. pus, yaşamımızı, yaşadıklarımızı kolaylaştıran büyüdür. büyüsüz ve oyunsuz sürdüremediğimiz bir şeydir yaşam. sabaha doğru bütün intiharlar ertelenir. intihar ideolojisi sabahla birlikte büyüsünü yitirir. kara büyüsünü. çünkü gecenin peçesi, düşmüştür yüzünden. ve gecenin, peçesi düşmüştür yüzünden.

"bir tek şiir yapar sözcüklerin ilk gecesini yeniden
delilik gibi, albatros gibi, kuğu gibi yeniden"

dünyanın bütün sloganlarından tiksiniyorum. tümünde insanı ahmaklaştıran, gerçeği daraltan, hayatı kısırlaştıran bir şey var. her tür slogan bir putperest duası.

türkiyeli her kıza hayat, apışarası nizamnamesiyle öğretilir.

türkiye'de kadın meselesi falan yok. türkiye'de erkek meselesi var. kadınlar ezile büzüle de olsa iyi kötü bir denge kurmuşlar kendilerine, yaşayıp gidiyorlar. ya erkekler? onlar ne kadar zavallı, ne kadar çaresiz, ne kadar korunmaya muhtaçlar? bomboş bir böbürlenmeyle geçiyor bütün hayatları. bir kuruntuyla yaşıyorlar, bir temel kuruntuyla. erkek olmak uğruna neler yitirdiklerinin farkında bile olmadan ölüp gidiyorlar. bütün hayatları bir gün düzülebilecekleri paranoyası içinde geçiyor. kendilerinin de düzülebilir bir varlık olduklarını bilmenin korkusunu, dehşetini hayatları boyu taşıyarak yaşlanıyorlar.

başkalarını dertli gördüğümüz zaman seven insanlarız biz.

biz her hesaplaşmasını içki masalarına erteleyen bir toplumuz. zayıf anlarımızda içtenleşiyoruz çünkü. güçsüz, yenik anlarımızda. içtenliğimiz bile yenikliğimize bağlı.

insan hayatı uzun, insan hayatı düpedüz bir yalanmış.

bize, bizden başka sahip çıkacak kimse kalmadı. bütün yaptığımız müsveddeleri yaşama çabasından başka bir şey değil. yaşadığıyla da, yazdığıyla da müsveddelerin insanıyız hepimiz.

nefret, kalıcı bir duygudur. giderilemez. intikam bile azaltmaz onu. kurşuna dizmekle yetinmeyip daha sonra tekmeleyenlerin davranışları bunu açıkça gösterir.

erkeklerin zaman halleder dediği şey, çoğu kez her leyin tavsamasıdır. erkeklerin konuşmaya değil, kazanmaya ihtiyaçları vardır çünkü. her erkek eğitim düzeyine göre kazanmanın oyunlarını belirler, kurallarını koyar.

kazanmak için yaptığımız birçok şeyin aslında kaybettirdiğini anlamakta neden bu kadar güçlük çekeriz?

türkiye'nin bütün reklamcılarının solculardan çıkması, solculuktan önce reklamcılığı öğrendiklerindendir. satılan mamul değişmiştir ama pazarlamacılıkta aynı üstün yetenek! aynı üstün teknik! reklamcılıkta sosyalist yaratıcılık! başarınızın garantisi!

kendilerine yalan söylemeyi beceremeyenlerin, bildikleri doğruları sonuna kadar götürmekten başka çıkarları yoktur.