8.11.17

vicdan

marquis de sade

vicdan kelimesi sevgili juliette, yasak olduğunu bilerek ya da bilmeyerek bir şey yaptığımızda içimizden yükselen sestir ve aslında bunun altında basit bir tanım yatmaktadır: vicdan eğitim ve yetişme ile aşılanır.

rahat yetiştirilmeyen bir çocuk kurallara uymaz ve başaramadığı için vicdan azabı duyar, eğitiminden başka ona zarar veren hiçbir şey olmadığını düşünür ve bu gerçektir. ve böylece vicdan belli etmeden ahlak sistemi ilkeleri doğrultusunda gelişerek ruhumuzu sarıyor.

yani küçük juliette demek istediğim, senin içini saran şu gerçekleri bilme arzusu diğerleri tarafından kötü yönlendirilebilir. oysa ki senin bilgiye, aşka ve şehvete olan susuzluğunu en iyi şekilde içindeki tutkuları ve özünü bastırmadan yine kendin açığa çıkarabilirsin. bunu yapabilmen için ruhunu özgür bırakman, diğerlerinin düşüncelerini ciddiye almaman gerekiyor.

sadece konuşmanın bile kulağa ne kadar hoş geldiğini iyi biliyorum, bebeğim. sana tüm gerçekleri öğreteceğim ve böylece içindeki dinmek bilmez şelale kendini dışarı salacak. duygusallık, acıma, vicdan bunların hepsi bize sadece dinin ve toplumsal kuralların dayattığı, mecbur bıraktığı şeylerdir. buna bir de gururlu olmak veya gururlu yaşamakta diyenler var. oysa bu sadece insanların üzerimizde uyguladığı yaptırımlardan başka bir şey değil.

diğerlerinin erdemli olmamakla seni suçladıkları şeylerden sen çok büyük zevk alıyorsan, bu senin gerçeğindir, özüne dönmüş olmandır. işte bu sensindir ve sonuna dek onların ahlaksızlık dediği şey senin için zevk aldığın tek erdem olacaktır.

ve vicdan, açık ve net olarak, bizim hiç planlamadığımız bir şekilde, bilgimiz dışında kültürel prensiplerle yerleşen bir yapıdır. olasılık ihtimalinin olduğu doğrudur eğer materyale karşı duygusal bir bağımız varsa o zaman bu canımızı yakacaktır, her durumda bu bize acı verecektir, yine vicdanımızı rahatlatmak için karşı olduğumuz durumda, karşımızdakine ceza vermek isteriz ve onu asarız; bu da bizi mutlu eder, vicdanımızı rahatlatır. fakat bizim suça karşı bu tepkimizin de aslında başlı başına suç olduğunun önemli detaylarını düşünmekten kaçınırız, bu aslında ne kadar vicdanlı isek, ondan çok suçlu olduğumuzun göstergesidir.

kişide var olan diğer tür vicdanlar başta panzehir görevi görürler, kişi mutlu olmak için başka yollar seçmiş ise batıl inançlar onun için boş laftan başka bir şey değildir, o kendi seçtiği doğal olan yolda ilerlemeyi tercih eder. ilkelerin ışığında, kendi kullanımımız için kendi planımızı yaparız, çok, az ya da hiç kötü olmamaktan duyacağımız pişmanlık bizim kararımız doğrultusundadır. fakat kelimeyi çok basit, çok genel kullanımı ile ele alırsak, suçluluk yararsız bir zayıflıktır, güçsüzlüğün ipleri bizim elimizdedir, onu yok etmek ve bizi etkilemesine izin vermememiz gerekir.

suçluluk duygusu, bir kez daha arındırılmalıdır, önyargı belirsizdir ve başlı başına güçsüzlüğü simgeler. cezadan kurtulmak, farklı fikirler, nazikliği ortadan kaldırmak, ağır suç cezasını değiştirmekle elbette suça olan bakışta önceki halinden değişecek, sancılarından kurtulacaktır. suç bu sonuçla sadece geçmişte tatsız karşılanışı ile hatırlanacak; kostümü ve geleneksel yapısı değişerek, benimsendiğinde artık eskisi rolünden çıkacak.