13.2.12

bir buluşun öyküsü

mahlon b. hoagland

bir hastalık bakterisini, laboratuvarda cam kabın dibinde, jöle gibi maddenin üzerinde üretiyorsunuz. bir sabah laboratuvara giriyorsunuz ve deney kaplarından bir tanesinin farklı göründüğünü saptıyorsunuz. aslında hepsinin şöyle görünmesi gerekiyordu: kaptaki noktaların her biri tek hücreden üremiş bir bakteri kolonisidir. ama bu kapların biri şimdi aşağıdaki gibidir: hiç bakterinin üremediği büyük bir açıklık var.

ilk tepki, bekleneni yapmayan kabı atmak. önce bu beklenmedik ve sinirlendirici gözlemi zihninizde şöyle bir tartıyorsunuz. biliyorsunuz ki bakteriler bir nedeni olmadıkça kapta böyle bir boşluk bırakmazlar. öyleyse o boşlukta bakterinin üremesini engelleyen bir şey var. bu, bir gün önce kabın kapağını kaldırdığınızda içine düşmüş zehirli bir madde olabilir mi? pencerenin açık olduğunu, odanın biraz tozlu olduğunu hatırlıyorsunuz. kaba bir toz parçasıyla gelen zehir, kapta her yöne yayılarak, bakteri büyümeyen yuvarlak alanı oluşturabilir. bu fikri sınamak için, odanın çeşitli yerlerinden toz örnekleri alıp, yetiştirdiğiniz yeni bakterilerin kaplarının ortasına ufacık toz parçaları atıyorsunuz.

iki gün sonra bakterilerin normal geliştikleri görülüyor. yeniden başa dönmüş oldunuz. bu sefer dikkatinizi bir sıranın arkasında kalmış, çok eski küflenmiş bir fıstık ezmeli sandviç çekiyor. heyecanlanıp küflü sandviçten bir şeylerin kaba ulaşıp bakterileri zehirlediğinden kuşkulanıyorsunuz. fıstık ezmesinden ve ekmekten ufacık parçalar alıp, tozlarla denediğiniz gibi bunları da bakterili kaplara koyuyorsunuz.

iki gün sonra kabın görünüşü şöyle: nefretle kapları ve sandviçi kapıp çöpe atıyorsunuz. ellerinizi yıkayıp bu pis işten kurtulmayı düşünüyorsunuz. bu arada ellerinizden birinde, mutlaka küflü sandviçten bulaşmış, ufak, mavimsi yeşil bir leke dikkatinizi çekiyor. birden aklınız başınıza geliyor. acaba o kaba ekmeğin küfü mü bulaştı? çabucak sandviçin küflü kısmından ufak bir parça alıp, bunu bakterinin üzerine bir kaba koyuyorsunuz. bundan sonraki kırk sekiz saat geçmek bilmiyor. içinizde bir şeylerin olacağı gibisine bir his var. nihayet bir şeyler oluyor da. ekmek küfü, hastalık yapan bakterilerin üremesine izin vermiyor.

bu ufak öykü, bilimsel buluş yapmanın bazı özelliklerini örnekliyor. bunu burada keselim. olabilecek en iyi sonucu vermiş olan gerçek bir öykü var bizim öykümüze benzer. sir alexander fleming, bildiğimiz kadarıyla fıstık ezmeli sandviçlerle ilgili olmadığı halde, yukarda anlattığıma benzer bir şekilde penisilini buldu.