26.11.2008

o kız

haruki murakami

altı ay oldukça eğlenceli geçti ders verme işi. gerçi zaman zaman beni şaşırtan ya da biraz garip bulduğum şeyler olmuyor değildi; ama özellikle önemsemiyordum onları. sonra, konuşmalarımız ilerledikçe, birine karşı şiddetli bir kin duyabileceğini gördüğümde, biraz ürker gibi oldum, bu huyu bana tümüyle anlamsız ve mantık dışı geldi. ama genelde içgüdüm öylesine sağlamdır ki gerçekten ne düşündüğünü kendi kendime sorar oldum. hepimizin kusurları vardır, değil mi? öte yandan, ben onun piyano öğretmeninden öte bir şeyi olmadığımdan onun huyları da, iyiliği de beni kaygılandırmamalıydı. doğru düzgün çalışsın, benim için yeterliydi. sonra da açık söylemek gerekirse, onu enikonu seviyordum. ne var ki, fazla kişisel konulara girmemeye karar vermiştim. içgüdümle, bunu yapmamam gerektiğini seziyordum. bu yüzden, bana benimle ilgili ne sorarsa sorsun, aşırı bir merak gösterse bile, ona sadece önemsiz şeyleri söylüyordum. nasıl yetiştiğimden, hangi okula gittiğimden öteye gitmiyordu anlattıklarım. o, hakkımda daha çok şey bilmek istediğini söylüyordu bana. ona, bunun pek bir işe yaramayacağı, sıradan bir koca ve çocukla, alelade bir yaşam sürdüğüm ve zamanımı evimle ilgilenerek geçirdiğim yanıtını veriyordum. o zaman bana yakarır gibi bakıyor ve beni sevdiğini söylüyordu. bana böyle baktığını görmek, bende bir sarsıntı yaratıyordu. ama hoşuma da gitmiyor değildi. gene de ona asla gerektiğinden fazlasını söylemedim.

bir gün, aylardan mayıstı galiba, ders sırasında bana, kendini iyi hissetmediğini söyledi. yüzü sararmış ve boncuk boncuk terlemişti. o zaman ona eve dönmeyi mi yoksa başka bir şey yapmayı mı istediğini sordum; ama o, toparlanmak için birkaç dakika yalnız uzanmayı yeğledi. ben de onu odama götürmeyi önerdim ve yatağıma kadar neredeyse taşımak zorunda kaldım. onu odama götürmüştüm; çünkü salondaki kanepe çok küçüktü. başıma dert açtığı için benden özür diledi; ben de ona bunun için kaygılanmamasını söyledim. sonra da bir şey içmek ister mi, diye sordum. istemedi ve benden sadece yanından ayrılmamamı rica etti; ben de, gerektiği sürece yanında kalıp bekleyeceğimi söyledim. az sonra, benden, özür dileyerek, sırtını ovmamı istedi. acı çekiyor gibiydi. öyle ter döküyordu ki hemen istediğini yaptım, o zaman bana dedi ki: "bağışlayın ama lütfen sutyenimi çıkarır mısınız? beni rahatsız ediyor da." çıkardım, siz yerimde olsaydınız ne yapardınız? gömleği çok dar olduğu için, sutyeninin kancalarını açmadan gömleğin iliklerini çözdüm. 13 yaşında bir kız için, göğsü adamakıllı gelişmişti, benimkinin en az iki katıydı. zaten sutyeni de büyüklere göre, epey kaliteli bir modeldi. ama ne de olsa, bunun da önemi yoktu, değil mi? ve ben de onun sırtını ovmayı sürdürdüm, aptal gibi. o hep öyle özür diliyordu, gerçekten samimi bir sesle ve her defasında da ben ona, bunun önemli olmadığını yineliyordum.

çok geçmeden hıçkırmaya başladı. "ne var?" diye sordum ona. "hiç." "mutlaka bir şey var. bana söyle, açıkça." "bazen böyle olur bana. elimden bir şey gelmez. kendimi üzgün ve yalnız hissederim, kimse bana yardım edemeyecekmiş ve herkes benim varlığımla alay ediyormuş izlenimine kapılırım. öyle acıdır ki işte sonucu böyle olur. geceleri uyuyamaz olurum, iştahım kaçar. tek avuntum size gelmek." "anlatsana bana neden böyle oluyorsun. seni dinliyorum."

bana ailevi sorunları olduğunu açıkladı. annesini ve babasını bir türlü sevemiyormuş ve onlar da onu sevmiyorlarmış. babasının yaşamında bir başka kadın varmış ve eve pek seyrek gelirmiş ve bu durumun yarı yarıya delirttiği annesi ise hırsını kızından çıkartırmış, annesinden dayak yemediği gün neredeyse yok sayılırmış. evine dönmek istemiyordu. ve bunu söylerken hıçkırıyordu. o güzel gözlerine yaşlar dolmuştu. tanrılar bile kayıtsız kalamazdı bu manzaraya. bense onunla işte şöyle konuştum: ona, eve dönmemesinin gerçekten çok zor olduğunu söyledim ve biraz oyalanmak için ara sıra, derslerin dışında da bana gelmesinin yeterli olacağını ekledim. o zaman özür dileyerek ve eğer ben olmasaydım, ne yapacağını bilemediğini söyleyerek bana sımsıkı yapıştı. onu terk etmemem için yalvarıyordu bana; çünkü eğer onu bırakırsam, gidecek başka yeri yokmuş. onu bir çocuk gibi yatıştırmaya çalışmak için, başını okşayarak kucaklamaktan başka bir şey yapamazdım. o sırada o da beni okşamak için elini sırtıma sokmuştu bile. ve yavaş yavaş kendimi çok garip duygulara kaptırmaya başladım. sanki bedenim alev alıyordu. kendinizi benim yerime koyunuz: kollarımın arasında dosdoğru bir dergiden fırlamışa benzeyen güzel bir kız vardı ve bu kız, olağanüstü kösnül bir biçimde, sırtımı okşamaktaydı. kocam bile bu kızın tırnağı olamazdı, bu açıdan. her okşayışta, bedenimin çivilerinin biraz daha oynadığını duyumsuyordum. inanılmaz bir şeydi, anlıyor musunuz. kendime geldiğimde, ne gömleğim vardı ne de sutyenim ve göğsümü okşamaktaydı. işte ancak o zaman, bir lezbiyenin eline düştüğümü anlayabildim. bu önceden de başıma bir kez gelmişti. lisede, üst sınıftan bir kızla. bu yüzden ona, bunu yapmamasını söyledim ve durmasını istedim. "ne olursunuz. sadece birazcık. öyle mutsuzum ki. size yalan söylemiyorum. sizden başka kimsem yok. benden yüz çevirmeyin." sonra, elimi tutup göğsüne koydu. olağanüstü göğüsleri vardı, o kadar ki, onlara dokununca boğazıma bir şey tıkandı. artık ne yapacağımı bilemiyordum, anlıyor musunuz ve daha ileri gitmemek gerektiğini aptal gibi yinelemekten öte bir şey yapmak gelmiyordu elimden. bedenimin neden kendini geri çekmediğini bilmiyorum. lisedeyken kendimi kolayca kurtarabilmiştim ama burada, olanaksızdı. bedenim artık beni dinlemiyordu. sol eliyle elimi göğsünde tutuyordu sıkı sıkı, bir yandan da, meme uçlarımı yalar ve hafif hafif ısırırken, sağ eli sırtımı kalçalarımı ve kabaetlerimi okşuyordu. düşünüyordum da, inanılmaz bir şey bu, kendini, perdeleri kapatılmış bir odada, 13 yaşında bir kız tarafından çırılçıplak soyulmuş -çünkü ben ayırdına varmadan, giysilerimi teker teker çıkarmıştı- okşamalarının altında kıvranır bir durumda bulmak! aptallık değil mi? ama o sırada, biliyor musunuz, büyülenmiş gibiydim. bir yandan meme uçlarımı emerken bir yandan da bana durmadan: "öyle kederliyim ki. sizden başka kimsem yok. beni kendinizden uzaklaştırmayınız. gerçekten çok yalnızım." diyordu ve ben de hep, bunu yapmaması gerektiğini söylemeyi sürdürüyordum.

bu epey sürdü, sonra sağ eli yavaş yavaş aşağı indi. çamaşırımın üstünden dokundu bana. o sırada, zaten bir süredir ıslanmış durumdaydım. bundan utanıyorum; ama ilk kez böylesine ıslanıyordum ve zaten böyle bir şey bir daha hiç olmadı. o zamana değin kendimi hep, cinsel açıdan oldukça basit sayardım. bu yüzden, bu olanlar beni oldukça şaşırtmıştı. sonra, o tatlı ve incecik parmaklarını çamaşırımın içine soktu ve.. söylesenize, aşağı yukarı gözünüzde canlandırabiliyorsunuz, değil mi? açıklaması zor, biliyor musunuz? bir erkeğin o iri, pürtüklü parmaklarıyla yapabileceğinden tümüyle farklı bir şey. sizi temin ederim, inanılır gibi değil. sanki sizi bir kuştüyüyle gıdıklıyorlar. çözülmeye hazırdım. ama o yarı bilinçli durumumda bunu yapmamam gerektiğini biliyordum. tek bir kez kendimi tehlikeye atacak olursam, bunu hep sürdürürdüm ve böyle bir sırla yaşantımı büsbütün arap saçına döndürürdüm, besbelli bir şeydi. sonra da kızımı düşündüm. beni görse, ne olurdu? her cumartesi saat üçe değin benim ailemi ziyarete giderdi kızım; ama ya bir şey çıkarsa da habersizce döner gelirse ne yapardım? bunu düşündüm. ve olanca gücümü toplayarak doğruldum, bağırdım: "yalvarırım, dur!" ama durmadı. iç çamaşırımı çıkarmış ve beni yalamaya başlamıştı, öyle utangaçtım ki kocamın bile bunu yapmasına izin vermemiştim ve işte 13 yaşındaki bir kız beni coşkuyla yalıyordu şimdi. tümüyle kendimden geçmiştim, biliyor musunuz? ağlamak üzereydim. üstelik, olağanüstü bir şeydi bu yaşadığım, sanki cennete yükseliyordum. "dur!" diye bağırdım gene ve onu tokatladım. var gücümle. ve o da sonunda durdu. sonra doğruldu ve uzun uzun baktı bana. o sırada, ikimiz de çırılçıplaktık ve yatakta yarı doğrulmuş, birbirimizin yüreğini okumak istercesine, bakışıyorduk. o 13 yaşındaydı, bense 31.. ama vücudunu görseydiniz! altüst olmuştum. şimdi bile, çok iyi anımsıyorum, biliyor musunuz? bunun 13 yaşında bir kızın bedeni olduğuna hiç inanamıyordum ve hala da inanamıyorum. onunkinin yanında, benim vücudum ağlanacak kadar çirkindi. bu doğru, inanın.

niçin durmamız gerektiğini sordu bana. "bundan hoşlandınız, değil mi? başından beri biliyorum. hoşunuza gidiyor, değil mi? bunu hemen anlamıştım, biliyor musunuz? bir erkekle yapmaktan çok daha zevkli, siz de öyle düşünmüyor musunuz? zaten, bakın nasıl ıslandınız. size daha da çok zevk verebilirim. bakın bu doğru. sizi öyle mutlu edebilirim ki artık bedeninizi duyumsamaz olursunuz. bunu istiyorsunuz değil mi?" ama biliyor musunuz, tam da söylediği gibiydi. inanın bana. kocamla olduğundan çok daha iyiydi ve devam etmesini istiyordum. ama bu, olanaksızdı. "haftada bir kez yapalım bunu. yeter. kimse bilmeyecek. ikimizin arasında sır olarak kalacak, istersiniz, değil mi?" dedi o zaman bana. ama ben kalktım, sabahlığımı giydim, sonra da ona, gitmesini ve bir daha hiç gelmemesini söyledim. işte o zaman baktı bana. gözlerinde, her zamankinin tersine, hiç derinlik yoktu. bir kartona çizilmiş gibi dümdüzdüler. bomboştular. bir süre bana baktıktan sonra, sessizce giysilerini aldı, inadına yavaş yavaş giyindi, karşımda kendini sergilemek istercesine, sonra da piyanonun olduğu odaya döndü, çantasını karıştırıp fırçasını aradı, saçlarını fırçaladı, dudaklarındaki kanı mendiliyle sildi, çıkmak için ayakkabılarını giydi. gitmeden önce, bana dedi ki: "siz lezbiyensiniz, biliyorum. istediğiniz kadar anlamazlıktan gelin, ömür boyu, öyle kalacaksınız."

kız gittikten sonra, bir süre hiçbir şey düşünmeden, oturdum kaldım. nerede olduğumu bile artık kestiremiyor gibiydim. içimin ta derinlerinde, yüreğimin küt küt atışlarını duyuyordum, ellerim ve ayaklarım son derece ağırlaşmıştı ve boğazım da, güve yutmuşum gibi kurumuştu. ama kızım birazdan döneceği için, banyo yapmaya karar verdim. özellikle de bedenimin, o kız tarafından okşanmış ve yalanmış yerlerini yıkamak istiyordum. ama ne kadar sabunlanırsam sabunlanayım, gene de o vıcık vıcıklıktan bir türlü arındıramadım kendimi. gerçi bu sadece bir izlenimdi; ama olmuyordu işte. bunun üzerine, o gece kocamla seviştim. o pislikten kurtulmak için. elbette kocama hiçbir şey söylemedim. konuşamazdım zaten bu konuyu. ondan sadece benimle sevişmesini istedim ve o da seve seve bu isteğimi yerine getirdi. ondan yavaş olmasını ve her zamankinden daha uzun sürdürmesini istemiştim. çok nazik davrandı. olabildiğince uzun sürdürdü. ve son derece zevk aldım. evlendiğimizden bu yana ilk kez böyle şiddetli zevk alıyordum. çünkü bedenim o kızın parmaklarının anısını korumuştu. hepsi bu. müthiş zevk aldım. bunu itiraf etmekten utanıyorum. beni çileden çıkartıyor. işte "sevişmek" bu olmalı ya da "haz!" ama biliyor musunuz, bu da bir işe yaramadı. iki üç gün sonra, hala kız tenime yapışmış gibi hissediyordum. sonra da, gitmeden önce söyledikleri, kafamın içinde dönüp duruyordu. ertesi cumartesi, gelmedi. evde titreyerek bekledim onu, gelecek olursa ne yapacağımı bilemeden. onu beklemekten başka bir şey yapamaz olmuştum. ama gelmedi. bu normaldi. gururlu bir kızdı ve onuruna dokunmuştu. ne ertesi hafta geldi ne daha sonraki hafta.. zamanla unutacağımı sanıyordum; ama başaramadım. evde yalnızken, bir türlü sakin olamıyordum; çünkü o yanımdaymış gibi hissediyordum. ne piyano çalabiliyor ne doğru dürüst düşünebiliyordum. hiçbir şey yapamaz olmuştum.

Hiç yorum yok: