6.12.2021

komünal mimari

bertrand russell

fabrikalarla sıra sıra ufak evler, kendi aralarında, modern hayatın tutarsızlıklarından merak uyandırıcı bir örnek ortaya koyarlar. bir yandan üretim gittikçe daha büyük grupların ilgilendiği bir konu haline gelirken, siyaset alanları dışında saydığımız her şeyde, genel tutumumuz gittikçe daha bireyci olma eğilimi kazanmıştır. bu sadece, kendi kendini ifade etme kültürünün insanoğlunu her çeşit gelenek ve teamüle karşı anarşik bir başkaldırışa yönelttiği sanat ve kültür alanı bakımından değil, aynı zamanda -belki aşırı kalabalıklaşmaya bir tepki olarak- sıradan insanların ve özellikle sıradan kadınların günlük hayatları bakımından da böyledir. fabrikalarda, sendikaların doğmasına yol açan zoraki bir toplumsal hayat vardır; ama yuvasında, her aile kendi başına kalmak ister. kadınlar, "ben kendimi kendime saklarım" derler; kocaları ise, onların evde oturup evin efendisinin dönüşünü beklediğini düşünmekten hoşlanırlar. müstakil küçük bir evin, müstakil bir mutfağın, ev işlerinde müstakil bir köleliğin ve çocukların okul saatleri dışındaki bakımının zahmetlerine kadınlar işte bu duygular sayesinde katlanabilmekte; hatta bunları tercih etmektedirler. müstakil evin işi zordur, müstakil evde hayat tekdüzedir ve kadın adeta kendi evine hapsolmuş gibidir; ama yine de o, sinirlerini yıpratmasına rağmen bütün bunları daha toplumsal bir hayat tarzına tercih eder, zira müstakillik onun onuruna hizmet eder.

bu tip mimarlığın tercih ediliş nedeni kadının durumuyla ilişkilidir. kadın haklarının savunuluşuna ve kadınların oy kullanabilmelerine rağmen ev kadınlarının durumu, eskisine oranla pek büyük bir değişikliğe uğramamıştır. ev kadını hala kocasının eline bakmakta ve ağır işçi gibi çalıştığı halde ücret almamaktadır. mesleği ev idaresi olduğu için, ev kadını idare edeceği bir evi olmasını ister. çoğu insanın ortak niteliği olan kişisel inisiyatifi kullanabilme arzusunun, ev kadını için, kendi evi dışında doyurabilme olanağı yoktur. koca ise, kendi yönünden, karısının onun için çalışıyor olmasından ve iktisaden ona bağımlı bulunmasından zevk duyar; ayrıca karısı ve evi onun mülkiyet içgüdüsünü, herhangi başka tip bir mimarlık tarzında mümkün olabileceğinden daha fazla doyurur. karı ve koca zaman zaman daha toplumsal bir hayat arzusu duyacak olsalar bile, evlilikte mülkiyet kavramından ileri gelen bir duyguyla, bir diğerinin hiç değilse karşı cinsten belki de tehlikeli kimselerle karşılaşması olasılığı bu yaşayışta azaldığı için yine de memnundurlar. böylece, yaşayışları bütün esnekliğini kaybetse bile, toplumsal varlıklarının değişik bir biçimde örgütlenmesini ne kadın ister ne de kocası.

uygun bir mimarlık tipi sayesinde kadınlar ev idaresi ve çocuk bakımı işlerinin çoğundan kurtulabilirler; bu suretle de hem kendilerine, hem kocalarına hem de çocuklarına daha yararlı olabilirlerdi; ayrıca, geleneksel karılık, analık görevlerinin yerini meslek çalışmasının alması net bir kazanç sağlardı. bunun doğruluğuna her eski kafalı kocanın inanması için, kocaların bir haftalığına karılarının görevlerini yüklenmeyi kabul etmeleri yeterdi.

bu sistemden en çok zarar görenler çocuklardır. çocuklar okul çağına gelene kadar güneşten ve temiz havadan hemen hemen hiç yararlanamazlar; bu çocukların yedikleri, yoksul, cahil, işi başından aşkın ve büyüklere başka, çocuklara başka yemek pişirmeyi bilmeyen analarının önlerine koyabildiği yemeklerden ibarettir; anaları yemek pişirirken, ev işleriyle uğraşırken bu çocuklar hep analarının ayakları altında dolaşır, işine engel olur, bunun sonucunda da sinirleri bozulan analarından, belki arada sırada yerini bir iki okşamaya bırakan sert, haşin bir davranış görürler; bu çocukların, doğal etkinliklerini zararsız bir biçimde gösterebilmeleri için ne özgürlükleri vardır, ne bu etkinliklerini gösterebilecekleri yerleri, ne de çevreleri. bir araya gelen bütün bu koşullar altında bu çocuklar sarsak, sinirli ve cansız olurlar.

anaların gördüğü zarar da çok önemlidir. ana, çocuk bakıcılığı eğitimi görmediği halde dadılık, aşçılık eğitimi görmediği halde aşçılık, hizmetçilik eğitimi görmediği halde hizmetçilik eder; bütün bu görevleri bir başına yüklenir; yüklendiği görevlerin hepsini de ister istemez kötü bir biçimde yerine getirir; her zaman yorgundur ve çocukları onun için bir mutluluk kaynağı olacaklarına, birer baş belasıdırlar; koca işten döndüğü zaman boş vakte sahiptir; ama kadının hiç boş vakti yoktur; böylece, sonunda kadın adeta kaçınılmaz bir biçimde sinirli, dar kafalı, yüreğinde kıskançlık taşıyan bir insan haline gelir.

bütün bu dertlerin aynı anda ortadan kaldırılabilmesi için gerekli olan biricik şey, mimarlığa komünal ögeyi sokmaktan ibarettir. her biri kendi mutfağına sahip ufak evler ya da blok apartman katları alaşağı edilmelidir. bunların yerine, ortadaki dört köşe bir avlu çevresine, güney yanı güneş alabilmesi için alçak bırakılacak yüksek blok yapılar kurulmalıdır. bu blok apartmanlarda ortaklaşa kullanılacak bir mutfak, ferah bir yemek salonu, eğlenceler, toplantılar ve sinema oynatılması için de bir başka salon bulunmalıdır. ortadaki dört köşe avluda, çocukların ne birbirlerine, ne de kırılabilir eşyaya kolayca zarar veremeyecekleri biçimde kurulmuş bir anaokulu bulunmalıdır; bu anaokulunda merdiven basamakları, çocukların dokunabileceği açık ateş veya sıcak soba bulunmamalı, tabaklar, bardaklar, çanak çömlek hep kırılmaz malzemeden yapılmış olmalı ve genellikle, çocuklara "sakın ha" demeyi gerektirecek her türlü eşya bulundurmaktan elden geldiği kadar kaçınılmalıdır. iyi havalarda anaokulu açık havaya çıkmalı, kötü havalarda ise bir yanı tamamen açık odalarda olmalıdır. çocuklar bütün yemeklerini anaokulunda yemeli ve anaokulu çocuklara hem ucuz hem de analarının verebileceğinden daha sağlığa yararlı besinler vermelidir. çocuklar memeden kesildikleri günden okul çağına gelene kadar, sabah kahvaltısıyla anaokulunda son yemeklerini yedikleri saat arasındaki bütün zamanlarını, içinde bulundukları güvenliğe oranla asgari bir gözetimin gerektiği ve kendilerini eğlendirecek her türlü fırsatın bulunduğu anaokulunda geçirmelidirler.

çocukların kazancı tasavvur edilemeyecek kadar büyük olacaktır. açık hava, güneş, geniş alan ve iyi besin sağlıklarına yarayacak; çoğu işçi çocuklarının, çocukluklarını içinde geçirdikleri sürekli bir huzursuzluk, kavga ve yasak havasından kurtulmuş olmaları, özgürlükleri, onların karakterine iyi etki yapacaktır. küçük çocuklara güven içinde ancak özel bir biçimde kurulmuş bir çevrede verilebilen hareket serbestliği, böyle bir anaokulunda hemen hemen hiç kontrol edilmeksizin verilebilecek, bunun sonucunda da çocuklarda gözüpeklik ve kas yeteneği hayvan yavrularında olduğu gibi doğal bir yoldan gelişecektir. çocukların hareketlerini sürekli olarak yasaklar altına almak, onların ileriki hayatlarında bir hoşnutsuzluk ve utangaçlık kaynağı olarak kendini gösterir; ama çocuklar hep büyükler arasında yaşadıkları sürece de bu yasaklardan vazgeçmek çoğunlukla olanaksızdır; bundan dolayı anaokulu onların sağlıkları kadar karakterleri için de hayırlı olacaktır.

anaokulunun kadınlara sağlayacağı üstünlükler de bir o kadar büyüktür. kadınlar çocuklarını memeden keser kesmez, özel olarak çocuk bakmak için yetiştirilmiş kadınlara teslim edecekler ve çocuklar bütün gün boyunca bu kadınların bakımında kalacaktır. ev kadını yiyecek alışverişi, yemek pişirmek ve bulaşık işleriyle uğraşmak zorunda kalmayacaktır. onlar da kocaları gibi sabah çıkıp işe gidecekler, akşam eve döneceklerdir; hiç durmadan çalışmayacaklar, kocaları gibi onların da bir çalışma ve dinlenme saatleri olacaktır. çocuklarını sabah ve akşam, sevgi alışverişine yetecek; ama sinirleri bozmaya sebep olmayacak kadar göreceklerdir. bütün gün boyunca çocuklarıyla beraber bulunan kadınların onlarla oynayacak enerjileri hiç kalmaz; bir kural olarak çocuklarla, annelerden çok babaları oynar. eğer çocuklar hep kendileriyle ilgilenilmesi için durmadan mızmızlanır, bir an bile rahat vermezlerse, çocuklarına en düşkün ana babalar bile sinirlenir, çileden çıkarlar. ama çocuklardan ayrı geçirilen bir günün sonunda analar da, çocuklar da birbirlerine, bütün gün beraber geçirdikleri zamankine oranla daha büyük bir sevgi gösterirler. bedence yorulmuş; ama kafaca huzur içinde olan çocuklar, anaokulundaki kadınların yansız davranışlarından sonra annelerinden görecekleri ilginin tadını daha çok çıkaracaklardır. böylece, tasa verici ve sevgiyi öldürücü şeyler bulunmaksızın, aile hayatı içinde iyi olan şeyler yaşayacaktır.

mimarlık yönünden kolej salonları mükemmelliğinde geniş, büyük eğlenti ve toplantı salonları, gerek erkeklerin, gerek kadınların daracık odaların kasvetli havasından kaçıp ferahlayacakları yerler olacaktır. güzellik ve yer bolluğu artık yalnız zenginlerin tekelinde bulunan şeyler olmaktan çıkacaktır. daracık yerlerde hep bir arada bulunmanın yarattığı sinirlilik sona erecektir ve şurası da unutulmamalıdır ki, sinirlilik çok kere aile hayatını çekilmez hale getirir.

işte bütün bunlar mimarlıkta yapılacak bir reformun sonuçları olacaktır.

Hiç yorum yok: