3.10.13

partizan

nazım hikmet


düşman ulaştı moskova kuzeyinde yakroma'ya
ve güneyinde tula şehrine
ve kasımın sonu
ve aralık ayının ilk günlerinde
harcamış bulunuyordu ihtiyatlarını
bütün cephe üzerinde
ve aralık ayının ilk günlerinde
en nazik safhasındaydı durum

ve aralık ayının ilk günlerinde
petrişçevo'da vereiya şehri dolaylarında
kar gibi mavi bir gökyüzünün üzerinde
almanlar 18 yaşında bir kız astılar
18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır
astılar onu

moskova'dandı
genç komünistti, partizandı
sevdi, anladı, inandı
ve geçti harekete
ipin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk
bütün azametiyle insandı

çevirir gibi yapraklarını "harp ve sulh" romanının
dolaştı karlı karanlıkta bir genç kızın elleri
kesildi petrişçevo'da telefon telleri
sonra alman ordusundan 17 beygirli bir ahır yandı
ertesi gün partizan yakalandı

yeni hedefin önünde yakalandı partizan
birdenbire, kıskıvrak, arkadan
gökyüzü yıldızla
yürek hızla
bilek nabızla
şişe benzinle dolu
ve kibrit çakılmak üzereydi
ve kibrit çakılamadı fakat
tabancaya davranmak istedi
çullandılar
alıp götürdüler
alıp getirdiler
odanın ortasında dimdik durdu partizan
torbası omuzunda
başında kürk şapkası, sırtında gocuk
bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler
subaylar baktılar partizana yakından
badem nasıl kabuğunun içindeyse
filiz gibi bir kızdı kürkün, keçenin ve pamuklunun içindeki

kaynıyor masada semaver
satrançlı örtüde bir tabanca, beş kayış kemer
ve yeşil bir şişe konyak
tabakta domuz sucuğu ve ekmek artıkları

ev sahipleri mutfağa gönderildiler
lamba sönmüştü
ocağın ateşiyle kızılca karanlıktı mutfak
ve ezilmiş hamamböceği kokuyordu
ev sahipleri: bir çocuk, bir kadın, bir ihtiyar
sokuldular birbirlerine
dünyadan uzak
ıssız bir dağ başında kurda kuşa karşı yapayalnız kalmışlardı
sesler geliyor bitişikten
soruyorlar:
"bilmiyorum" diyor
soruyorlar:
"hayır" diyor
soruyorlar:
"söylemem" diyor
soruyorlar:
"bilmiyorum" diyor, "hayır" diyor, "söylemem" diyor
ve yeryüzünde bu üç sözden başkasını unutan ses
sıhhatli bir çocuk teni gibi pürüzsüz
ve iki nokta arasındaki en kısa yol gibi düz

bir kayış şakladı bitişikte
partizan sustu
çıplak bir insan eti ses verdi
kayışlar şaklıyor arka arkaya
yılanlar güneşe doğru sıçrayıp düşerken ıslık çalıyorlar
genç bir alman subayı geldi mutfağa
iskemleye çöktü
kapadı avuçlarıyla kulaklarını
ve gözleri sımsıkı yumulu
ve öylece kaldı orda kımıldamadan sorgunun sonuna kadar
kayışlar şaklıyor bitişikte
saydılar ev sahipleri:
200..
sorgu tekrar başladı
soruyorlar: "bilmiyorum" diyor
soruyorlar: "hayır" diyor
soruyorlar: "söylemem" diyor
ses kibirli
fakat artık pürüzsüz değil
kanayan bir yumruk gibi boğuktu

partizanı dışarı çıkardılar
başında kürk şapkası, sırtında gocuk
bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler yoktu

bir don bir gömlekti
beyaz, genç dişleriyle ısırılmaktan şişmiş dudakları
bacaklarında, boynunda, alnında kan
kolları iple bağlı arkadan
çıplak ayakları karda
iki yanda süngülüler
yürüdü partizan

soktular partizanı vasili klulik'in izbasına
oturdu tahta sıranın üstüne
çatık bir dalgınlık içindeydi
su istedi
nöbetçi verdirmedi suyu
alman askerleri geldiler
böcekler gibi üşüştüler başına
çekiştirdiler, tartakladılar
birisi art arda kibrit yakıp tuttu altında çenesinin
bir bıçkı sürttü sırtına bir başkası
dişli demir kanlanıncaya kadar
sonra gittiler uyumaya
nöbetçi süngünün ucunda çıkardı partizanı sokağa

mavi gözleri yuvarlak
bir çocuk bakıyor camdan
dünya buzların içinde
karın altında yapayalnız sokak
yıldızların içinde

mavi gözleri yuvarlak
bir çocuk bakıyor camdan
gördüklerini unutacak
büyüyecek, evlenecek
ve bir yaz gecesinde
bir öğle uykusunda yahut
rüyasına girecek ansızın
karda yıldızlara basan çıplak ayakları bir genç kızın

karın altında bir uçtan bir uca
karın altında yapayalnız sokak
karın üstünde partizan
ayakları çıplak
kolları bağlı arkadan
bir don bir gömlek
yürüyor önünde süngünün
bir uçtan bir uca gidip gelerek

üşüdü nöbetçi, döndüler izbaya
ısındı nöbetçi, çıktılar
bu böyle sürdü saat 22'den ikiye kadar
ikide nöbetçi değişti
ve artık partizan kımıldanmadan kaldı tahta sıranın üzerinde
partizan
18 yaşında
partizan
öldürüleceğini biliyor
ölmek ve öldürülmek
hıncının kızıltısında belli belirsizdi bu fark
ve ölümden korkmayacak
ve keder duymayacak kadar sıhhatli ve gençti
bakıyor çıplak ayaklarına
şişmiştiler
çatlayıp donmuştular kıpkırmızı
fakat partizan dışındaydı acının
ve nasıl derisinin içindeyse
öyle içindeydi öfkesinin ve inancının
zaman zaman annesi geliyor aklına
mektep kitapları geliyor aklına
cilalı toprak bir çanak geliyor aklına
iliç'in resmi önünde duran
ve içinde masmavi çiçekler
çocukluğu geliyor aklına
bu o kadar yakın ki
kısacık entarilerin renkleri bile
tutulacak gibi elle
ilk hava bombardımanı geliyor aklına
cepheye giden işçi taburları geliyor aklına
sokaktan geçiyorlar şarkı söyleyerek
ve çocuklar koşuyor peşlerinden
zaman zaman bir tramvay toplantısı geliyor aklına
bu o kadar yakın ki
kırmızı örtülü masada su bardağı
ve kesik kesik konuşan kendi sesi bile
tutulacak gibi elle
ve artık durup dinlenmeden kendi sesi geliyor aklına
düşmanın karşısında dimdik duran sesi
hayır diyen
söylemem diyen
ve düşmana hiçbir şeyi doğru söylememek için
kendi adını bile gizleyen
ZOE'ydi adı
ismim TANYA dedi onlara

(tanya
bursa cezaevi'nde karşımda resmin
bursa cezaevi'nde
belki duymamışındır bile bursa'nın adını
bursa'm yeşil ve yumuşak bir memlekettir
bursa cezaevi'nde karşımda resmin
sene 1941 değil artık
sene 1945
moskova kapılarında değil artık
berlin kapılarında dövüşüyor seninkiler
bizimkiler
bütün namuslu dünyanınkiler

tanya
senin memleketini sevdiğin kadar
ben de seviyorum memleketimi
sen komsamolkaydın, genç komünisttin
ben 42 yaşında ihtiyar komünist
seni astılar memleketini sevdiğin için
ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim

tanya
sen asılan partizan
ben hapiste şair
sen kızım, yoldaşım
resminin üstüne eğiliyor başım
kaşların incecik
gözlerin badem gibi
ama renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil
fakat yazıldığına göre
koyu kestaneymişler
bu renkte gözler çok çıkar benim memleketimde de

tanya
saçların ne kadar kısa kesilmiş
oğlum memet'inkilerden farkı yok
alnın ne kadar geniş
ayışığı gibi
rahatlık ve rüya veriyor insanın içine
yüzün ince uzun
kulakların büyücek biraz
henüz çocuk boynu boynun
henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan
ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan
süsünü sevsinler mini mini kadın)

sabah oldu tanya'yı giydirdiler
ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu
iç etmişlerdi onları
torbasını getirdiler
torbada benzin şişeleri, kibrit, kurşun, tuz, şeker
şişeleri boynuna astılar
torbasını verdiler sırtına
göğsüne bir de yazı yazdılar:
"PARTİZAN"

köyün alanına kuruldu darağacı
atlılar çekmiş kılıcı
halka olmuş piyade askeri
zorla seyre getirdiler köylüleri

iki sandık üst üste
iki makarna sandığı
sandıkların üstüne
yağlı urgan sallanır
urganın ucu ilmik

partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına
partizan
kolları bağlı arkadan
durdu urganın altında dimdik
nazlı, uzun boynuna ilmeği geçirdiler

bir subay fotoğrafa meraklı
bir subay, elinde makina: kodak
bir subay resim alacak
tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden
"kardeşler, üzülmeyin
gün yiğitlik günüdür
soluk aldırmayın faşistlere
yakın, yıkın, öldürün"

bir alman vurdu ağrına partizanın
genç kızın beyaz, yumuşak çenesine aktı kan
fakat askerlere dönüp devam etti partizan:
"biz iki yüz milyonuz
iki yüz milyon asılır mı
gidebilirim ben
ama bizimkiler gelecekler
teslim olun, vakit varken"

kolhozlular ağlıyordu
cellat çekti ipi
boğuluyor nazlı boynu kuğu kuşunun
fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi İNSAN:
"yoldaşlar
hoşça kalın
yoldaşlar
kavga sonuna kadar
duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!"

cellat bir tekme attı makarna sandıklarına
sandıklar yuvarlandı
ve tanya sallandı ipin ucunda